15 Ocak 2026 Perşembe
Haber

Washington’ın Venezuela Operasyonu Pekin’in Enerji Hattını Kesti: Milyarlarca Dolarlık Ortaklık Belirsizliğe Gömüldü

ABD’nin Caracas’a düzenlediği askeri müdahale ve Nicolas Maduro’nun alıkonulması, Çin’in Latin Amerika’daki en büyük enerji ortağını kaybetmesi anlamına geliyor. Pekin’in 106 milyar doları bulan mali akışı ve "her koşulda stratejik ortaklık" vizyonu, Washington’ın hamlesiyle büyük bir jeopolitik duvara çarptı.

Paylaş:
Washington’ın Venezuela Operasyonu Pekin’in Enerji Hattını Kesti: Milyarlarca Dolarlık Ortaklık Belirsizliğe Gömüldü

ABD’nin Caracas’a düzenlediği askeri müdahale ve Nicolas Maduro’nun alıkonulması, Çin’in Latin Amerika’daki en büyük enerji ortağını kaybetmesi anlamına geliyor. Pekin’in 106 milyar doları bulan mali akışı ve "her koşulda stratejik ortaklık" vizyonu, Washington’ın hamlesiyle büyük bir jeopolitik duvara çarptı.

BUGÜNKÜ HABERLER / DIŞ HABERLER SERVİSİ

Amerika Birleşik Devletleri’nin 3 Ocak’ta gerçekleştirdiği ani askeri müdahale ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini alıkoyması, sadece Latin Amerika’nın siyasi haritasını değil, küresel enerji ticaretinin dengelerini de sarstı. Washington’ın bu hamlesi, yıllardır ABD yaptırımlarına rağmen Caracas yönetimine ekonomik can simidi olan Çin’in bölgedeki en kritik mevzisini kaybetmesine yol açtı.

Müdahale öncesine kadar Venezuela petrolünün en büyük alıcısı konumunda bulunan Pekin yönetimi, şimdi hem enerji tedarikinde oluşacak boşluğu hem de Caracas’a sağladığı milyarlarca dolarlık kredilerin geri ödenip ödenmeyeceğini hesaplıyor.

Petrol Akışı Bıçak Gibi Kesildi

Venezuela, 303 milyar varil ile dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi konumunda. Ancak yıllar süren yaptırımlar ve altyapı yetersizlikleri üretimi düşürse de, Çin için bu ülke vazgeçilmez bir kaynaktı.

Venezuela ulusal petrol şirketi PDVSA’nın verilerine göre, ABD’nin Aralık 2025’te başlayan askeri blokajının hemen öncesinde, Kasım ayında ülke günlük 952 bin varil petrol ihraç ediyordu. Bu ihracatın aslan payı olan 778 bin varillik kısmı, doğrudan veya dolaylı yollarla Çin’e akıyordu. Bu rakamlar, Çin’in Venezuela’nın petrol ihracatındaki payının yüzde 81,7 gibi devasa bir orana ulaştığını gösteriyor.

ABD yaptırımları nedeniyle bu ticaretin büyük kısmı resmi kayıtlarda görünmüyor, Malezya gibi üçüncü ülkeler üzerinden veya "çaydanlık" olarak bilinen, çoğunluğu Şandong eyaletindeki bağımsız rafineriler aracılığıyla işleniyordu. Washington’ın kontrolü ele almasıyla birlikte bu "gri ticaret" hattının tamamen kapanması bekleniyor.

106 Milyar Dolarlık Mali Risk

Pekin yönetiminin Venezuela’daki kaybı sadece petrol varilleriyle sınırlı değil. Uluslararası verilere göre Çin, 2000-2023 yılları arasında Venezuela’ya kredi, borç ve sermaye yatırımları yoluyla toplam 106 milyar dolar kaynak aktardı.

Bu mali ilişkinin omurgasını Çin Kalkınma Bankası’nın yürüttüğü "petrol karşılığı kredi" programı oluşturuyordu. 2007’den itibaren sağlanan 60 milyar dolarlık kredi, Caracas’ın petro-dolar sistemi dışında ayakta kalmasını sağlayan en önemli mekanizmaydı. Mevcut durumda Venezuela’nın Çin’e hala vadesi dolmamış 17 ila 19 milyar dolar arasında borcu olduğu tahmin ediliyor. ABD destekli yeni bir yönetimin bu borçları tanıyıp tanımayacağı ise büyük bir soru işareti.

Yatırımlar ve Şirketler Hedefte

Çinli enerji devleri, Venezuela sahalarında faaliyet gösteren az sayıdaki yabancı yatırımcılar arasındaydı. Yatırım bankası Morgan Stanley verilerine göre, Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ve SINOPEC gibi kamu devlerinin, milyarlarca varillik petrol işleme imtiyazına sahip konsorsiyumlarda hisseleri bulunuyor. Sadece 2016'dan bu yana Çin'in ülkedeki petrol altyapısına yaptığı doğrudan yatırım 2,1 milyar doları bulmuştu. ABD'nin müdahalesi sonrası bu varlıkların hukuki statüsü ve Çinli şirketlerin ülkedeki geleceği belirsizliğini koruyor.

"Her Koşulda Stratejik Ortaklık" Çöktü mü?

İki ülke arasındaki ilişkiler, Maduro'nun 2023'teki Pekin ziyareti sırasında "her koşulda stratejik ortaklık" seviyesine yükseltilmişti. Maduro, Çin'i "hegemonik olmayan süper güç" olarak tanımlayarak Washington'a karşı Pekin'i dengeleyici bir unsur olarak görüyordu.

Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin askeri müdahalesini sert bir dille kınayarak, bunun egemen bir devlete yönelik kabul edilemez bir güç kullanımı olduğunu vurguladı. Ancak uzmanlar, Pekin'in coğrafi uzaklık ve ABD'nin askeri üstünlüğü nedeniyle doğrudan bir karşı eylemden ziyade diplomatik baskı ve ekonomik manevralarla yanıt vereceğini öngörüyor.

Washington'ın Monroe Doktrini'ni fiilen yeniden canlandıran bu hamlesi, Çin'in "arka bahçe" olarak görülen Latin Amerika'daki etkisini sınırlandırmaya yönelik en somut adım olarak kayıtlara geçti.