Uluslararası ilişkiler uzmanları, ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela hamlesinin ardından Grönland’a yönelik ilhak söylemlerinin "boş bir retorik" olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, uluslararası hukukun aşınmasının Avrupa için ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Venezuela’ya yönelik gerçekleştirdiği askeri müdahalenin hemen ardından Danimarka Krallığı’na bağlı özerk Grönland bölgesi üzerindeki hak iddialarını sertleştirmesi, uluslararası kamuoyunda endişe yaratıyor. Konuyu değerlendiren siyaset bilimciler ve dış politika analistleri, Trump'ın "satın alma" veya "kontrol etme" yönündeki ısrarlı tutumunun, mevcut konjonktürde somut bir askeri veya diplomatik krize dönüşme riskinin yüksek olduğuna dikkat çekiyor.
Uzmanlar, Beyaz Saray’ın uluslararası hukuku göz ardı eden son hamlelerinin, Grönland konusundaki tehditlerin de ciddiyetle ele alınması gerektiğini kanıtladığı görüşünde birleşiyor.
"Gerçek ve Acil Bir Risk"
Kanada Fraser Valley Üniversitesi’nden Dr. Mark Kersten, ABD'nin Grönland’a yönelik olası bir hamlesinin artık teorik bir senaryodan öteye geçtiğini belirtti. Kersten, devletlerin bu durumu "gerçek ve acil bir risk" olarak ele alması gerektiğini vurguladı.
Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik saldırılarını, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna politikasına duyulan hayranlığı ve İsrail’in ilhak politikalarına verilen desteği bir bütün olarak değerlendiren Kersten, Grönland tehdidinin bu tablodan bağımsız düşünülemeyeceğini ifade etti. Dr. Kersten, şu değerlendirmede bulundu:
"Bir kişi size kim olduğunu açıkça söylüyorsa, ona inanın. Trump’ın dünyaya verdiği mesaj, yönetiminin uluslararası hukukun temel kurallarıyla savaş halinde olduğudur. Bunu ciddiye almamak ve hukuk lehine kolektif bir duruş sergilememek sadece kararsızlık değil, aynı zamanda tehlikeli bir yaklaşımdır."
Avrupa’nın İkilemi ve %%ENTITY:aae4bcba-113c-429e-b18f-75c77f67431c:NATO%% Çatlağı
Danimarka Uluslararası Araştırmalar Enstitüsünde (DIIS) Kıdemli Araştırmacı olan Rasmus Sinding Sondergaard ise Kopenhag’daki atmosferi değerlendirdi. Sondergaard, Danimarka’da hakim görüşün hala ABD'nin bir NATO müttefikine askeri saldırı düzenleme ihtimalinin düşük olduğu yönünde seyrettiğini, ancak Trump faktörü nedeniyle hiçbir senaryonun tamamen göz ardı edilemediğini belirtti.
Sondergaard, Avrupa Birliği'nin (AB) Venezuela krizinde uluslararası hukuka saygı çağrısı yapmakla yetindiğini hatırlatarak, bu durumun Avrupa içindeki bölünmüşlüğü yansıttığını dile getirdi. Avrupalı güçlerin, hukuki dayanağı olmayan ABD güç kullanımına karşı nasıl bir tepki verecekleri konusunda net bir stratejiye sahip olmadıkları görülüyor.
"Avrupa Ektiğini Biçecek"
Quincy Enstitüsü Başkan Yardımcısı Trita Parsi, Avrupa’nın içinde bulunduğu durumu daha sert bir dille eleştirdi. Parsi, Avrupa ülkelerinin Gazze krizinde uluslararası hukuku fiilen terk ettiğini ve şimdi bunun sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalabileceğini savundu.
Trump’ın Grönland’ı ilhak etmeye yönelmesi durumunda Küresel Güney ülkelerinin Avrupa’ya destek vermeyeceğini öngören Parsi, şu ifadeleri kullandı:
"Avrupa’nın büyük çoğunluğu uluslararası hukuku terk etmiş durumda. Trump Grönland için harekete geçtiğinde, birçok ülke Avrupa’nın diğer krizlerdeki tavrını taklit edecek. Sadece 'durumu izlediklerini' belirten açıklamalar yapacaklar. Avrupa, ektiğini biçecek."
Stratejik Gerekçeler ve Danimarka’nın Tavrı
ABD Başkanı Trump, göreve geldiği günden bu yana Grönland’ın "stratejik önemi" nedeniyle ABD kontrolünde olması gerektiğini savunuyor. Son açıklamalarında adanın Rus ve Çin gemileriyle çevrili olduğunu iddia eden Trump, mülkiyetin devrini "mutlak bir zorunluluk" olarak nitelendirmişti.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise bu söylemlere karşı net bir duruş sergileyerek, ABD'nin bir başka NATO ülkesine yönelik olası saldırısının, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana kurulan tüm güvenlik mimarisini ve ittifak ilişkilerini sona erdireceği uyarısında bulunmuştu. Grönland yönetimi ise Washington ile diyaloğun ancak doğru diplomatik kanallar üzerinden yürütülmesi gerektiğini savunuyor.