15 Ocak 2026 Perşembe
Haber

Türkiye'nin Kanayan Yarası: Sabancı Suikastı 30. Yılında

Türk iş dünyasının kalbinde, Sabancı Center'ın 25. katında gerçekleştirilen ve Özdemir Sabancı ile birlikte iki kişinin daha hayatını kaybettiği saldırının üzerinden tam 30 yıl geçti. Tetikçilerden biri cezaevinde öldürüldü, biri yıllar sonra yakalandı; ancak olayın kilit ismi Fehriye Erdal hâlâ firari.

Paylaş:
Türkiye'nin Kanayan Yarası: Sabancı Suikastı 30. Yılında

Türk iş dünyasının kalbinde, Sabancı Center'ın 25. katında gerçekleştirilen ve Özdemir Sabancı ile birlikte iki kişinin daha hayatını kaybettiği saldırının üzerinden tam 30 yıl geçti. Tetikçilerden biri cezaevinde öldürüldü, biri yıllar sonra yakalandı; ancak olayın kilit ismi Fehriye Erdal hâlâ firari.

Türkiye'nin yakın tarihine damga vuran en sansasyonel terör eylemlerinden biri olan Sabancı Suikastı, 30. yıl dönümünde tazeliğini koruyan bir adalet arayışını simgeliyor. 9 Ocak 1996 tarihinde İstanbul Levent'teki Sabancı Center'a giren DHKP/C'li teröristler; Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi Özdemir Sabancı, ToyotaSA Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Ayşe Nilgün Hasefe'yi katletti.

Bugünkü Haberler olarak, üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen etkileri ve hukuki süreçleri devam eden bu karanlık günü ve sonrasında yaşananları mercek altına aldık.

İhanetle Gelen Katliam

Saldırının hazırlığı, olaydan aylar önce başladı. Terör örgütü DHKP/C üyesi Fehriye Erdal, kimliğini gizleyerek temizlik personeli olarak Sabancı Center'da işe başladı. Olay günü, binanın güvenliğini içeriden aşan Erdal, suç ortakları Mustafa Duyar ve İsmail Akkol'u binaya aldı.

Asansörle yönetim katına çıkan saldırganlar, Fehriye Erdal'ın yönlendirmesiyle hedeflerine ulaştı. Mustafa Duyar, Özdemir Sabancı ve Haluk Görgün'ün bulunduğu odaya girerek kurşun yağdırırken, İsmail Akkol ise sekreter Nilgün Hasefe'yi hedef aldı. Üç isim de olay yerinde hayatını kaybetti. Saldırganlar, binadaki kargaşadan yararlanarak kayıplara karıştı.

Tetikçilerin Akıbeti: İnfaz ve Müebbet

Suikastın tetikçilerinden Mustafa Duyar, olaydan yaklaşık bir yıl sonra, 1996 sonunda Türkiye'nin Şam Büyükelçiliğine teslim oldu. Türkiye'ye getirilerek yargılanan ve suçunu itiraf eden Duyar, "pişmanlık yasasından" yararlanmak istediğini belirtse de cezaevinde güvenliği sağlanamadı. Duyar, 15 Şubat 1999'da Afyon Cezaevi'nde, "Karagümrük Çetesi" olarak bilinen suç örgütü mensuplarınca öldürüldü.

Diğer tetikçi İsmail Akkol ise tam 20 yıl boyunca adaletten kaçmayı başardı. Yunanistan'da bir süre tutuklu kalan ancak iade edilmeyen Akkol, 2016 yılında yasa dışı yollarla Türkiye'ye girdiği sırada Aydın'ın Söke ilçesinde yakalandı. Yargılama sonucunda "anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Firari Gölge: Fehriye Erdal

Suikastın kilit ismi Fehriye Erdal'ın kaçış öyküsü ise uluslararası bir hukuk krizine dönüştü. Olaydan sonra yurt dışına kaçan Erdal, 1999 yılında Belçika'da bir apartmanda çıkan yangın sonucu sahte pasaportla yakalandı. Ancak Belçika makamları, Türkiye'nin iade taleplerini o dönemki idam cezası ve hukuki prosedürleri gerekçe göstererek reddetti.

Bir süre cezaevinde kalan, ardından ev hapsine alınan Erdal, 2006 yılında hakkında verilecek karar açıklanmadan iki gün önce sırra kadem bastı. Belçika'da gıyabında yargılanan Erdal, Türkiye'de işlediği suçlardan dolayı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İçişleri Bakanlığı'nın "Terörden Arananlar Listesi"nde kırmızı kategoride yer alan Erdal, aynı zamanda Belçika'nın "en çok arananlar" listesinde bulunuyor.

Adliye Saldırısında Yine Onun İsmi

Fehriye Erdal'ın ismi, suikasttan yıllar sonra, 2024 yılında İstanbul Çağlayan Adliyesi'ne yönelik düzenlenen terör saldırısında yeniden gündeme geldi. 6 Şubat 2024'te gerçekleşen ve bir vatandaşın hayatını kaybettiği saldırının talimatını verenler arasında, örgütün sözde merkez komite üyesi olarak Fehriye Erdal'ın da adının geçtiği tespit edildi.

Aradan geçen 30 yıla rağmen, Özdemir Sabancı ve beraberindekilerin katledildiği bu olay, faillerden birinin hâlâ yakalanamamış olması nedeniyle Türk kamuoyunun hafızasında kapanmayan bir dosya olarak yerini koruyor.