Gelişmiş ekonomilerin rekor borç yükü altında ezildiği 2026 yılında, Türkiye mali disiplini ve stratejik altın rezervi yönetimiyle OECD ülkeleri arasında pozitif bir ayrışma sergiliyor. Kamu borç stokunun milli gelire oranındaki düşüklük ve Merkez Bankası'nın artan altın varlıkları, Türk ekonomisini küresel kırılganlıklara karşı dirençli kılıyor.
Küresel piyasalar 2026 yılına altın fiyatlarındaki rekor yükselişler ve gelişmiş ülkelerin sürdürülebilirlik sınırlarını zorlayan kamu borçlarıyla girdi. Japonya, ABD ve Avrupa'nın önde gelen ekonomileri artan faiz yükü ve borç stoklarıyla mücadele ederken, Türkiye sergilediği mali disiplin ve güçlenen rezerv yapısıyla dikkat çekici bir performans ortaya koyuyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verileri, Türkiye'nin kamu borç yönetimi konusunda birçok G20 ve OECD ülkesinden daha sağlam bir duruş sergilediğini teyit ediyor.
Dev Ekonomiler Borç Sarmalında
Dünya genelinde merkez bankalarının ve maliye bakanlıklarının açıkladığı son veriler, küresel ekonomideki en büyük riskin "kamu borcu sürdürülebilirliği" olduğunu gösteriyor. OECD raporlarına göre, gelişmiş ekonomilerde kamu borcunun Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranı ortalama yüzde 110 seviyesini aşmış durumda. Yaşlanan nüfus, artan savunma harcamaları ve yüksek faiz ortamı, özellikle G7 ülkelerinin bütçelerinde derin gedikler açıyor.
Verilere göre Japonya, yüzde 237’ye ulaşan borç oranıyla listenin en riskli ülkesi konumunda. Ülkenin 2026 bütçesinde sadece faiz ödemelerine ayırdığı payın 31 trilyon yeni aşması, mali manevra alanını daraltıyor. Benzer şekilde dünyanın en büyük ekonomisi ABD'de kamu borcu GSYH'nin yüzde 124'üne ulaşırken; İtalya yüzde 137,8, Kanada yüzde 113 ve Fransa yüzde 111,7 ile kritik eşiklerin üzerinde seyrediyor.
Türkiye'den Maastricht Kriterlerine Uyumlu Performans
Küresel borç tablosunun aksine Türkiye, kamu maliyesindeki disiplinli duruşunu koruyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’nin kamu borç stokunun GSYH’ye oranı yüzde 24,6 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran, Avrupa Birliği'nin ekonomik anayasası sayılan Maastricht Kriterleri'nin öngördüğü yüzde 60 sınırının ve OECD ortalamasının oldukça altında kalıyor.
Ülkenin net borç stokunun GSYH’ye oranının yüzde 18,2’ye kadar gerilemesi, Türkiye'nin finansal varlıklarının borç karşılama kapasitesindeki gücünü ortaya koyuyor. Ekonomistler, Türkiye'nin borçlanma stratejisinde sadece miktarı değil, borcun niteliğini ve sürdürülebilirliğini de önceleyen yaklaşımının, ülkeyi olası küresel şoklara karşı koruyan bir "yapısal zırh" işlevi gördüğünü belirtiyor.
Rezervlerde "Altın" Çağı
Mali disiplinin yanı sıra, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) rezerv çeşitlendirme stratejisi de meyvelerini veriyor. Dünya Altın Konseyi (WGC) ve TCMB verilerine göre Türkiye, son beş yılda en hızlı altın biriktiren OECD ülkesi konumuna yükseldi.
Resmi altın rezervlerini 641,3 tona çıkaran Türkiye, Japonya ve Hindistan gibi dev ekonomilerin hemen ardında yer alarak dünyanın en çok altın rezervine sahip 10. ülkesi oldu. Ocak 2026 itibarıyla TCMB'nin altın rezervlerinin değeri 134 milyar dolar bandına yaklaşırken, toplam brüt rezervler 200 milyar dolar eşiğini aştı.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, Şubat 2026'da yaptığı değerlendirmelerde, hanehalkının elindeki yastık altı altın varlığının yaklaşık 600 milyar dolar seviyesinde olduğunun tahmin edildiğini belirtti. Altın fiyatlarındaki rekor artış, bu varlıklar üzerinden hanehalkı servetinde son bir yılda yaklaşık 200 milyar dolarlık bir değer artışı yarattı.
Büyüme Beklentilerinde Üst Sıralarda
Türkiye'nin düşük borçluluk ve güçlü rezerv yapısı, büyüme beklentilerine de pozitif yansıyor. OECD'nin son tahminlerine göre Türkiye ekonomisinin 2025 yılında yüzde 3,6; 2026 yılında ise yüzde 3,4 oranında büyümesi öngörülüyor. Bu projeksiyonlar, Türkiye’yi OECD genelinde en hızlı büyüme kaydedecek ilk dört ülke arasına yerleştiriyor.
Uzmanlar, küresel likidite koşullarının sıkılaştığı bir dönemde, Türkiye'nin bütçe disiplinini önceleyen modelinin ve güçlenen rezervlerinin, ülkeyi uluslararası yatırımcılar nezdinde pozitif ayrıştırdığına dikkat çekiyor.