Küresel ölçekte artan "özbakım" bilinci, reçetesiz ilaçlardan probiyotiklere kadar uzanan tüketici sağlığı ürünleri pazarını hızla büyütüyor. Uzmanlar, bu alana yapılan her 1 dolarlık yatırımın sağlık sistemine 7 dolarlık tasarruf olarak geri döndüğüne dikkat çekiyor.
Dünya genelinde sağlık sistemleri üzerindeki yük artarken, bireylerin kendi sağlıklarını koruma ve iyileştirme yönündeki eğilimleri devasa bir ekonomik pazarın kapılarını aralıyor. Reçetesiz ilaçlar, vitaminler, ağız ve diş sağlığı ürünleri ile probiyotikler gibi geniş bir yelpazeyi kapsayan "tüketici sağlığı ürünleri", küresel ekonomideki payını her geçen gün artırıyor.
Sektör temsilcilerinin paylaştığı son verilere göre, bireysel sağlık bilincinin yükselmesi sadece yaşam kalitesini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda sağlık ekonomisinde milyarlarca dolarlık tasarruf potansiyeli yaratıyor.
Küresel Pazar 338 Milyar Dolara Ulaştı
Tüketici Sağlığı Ürünleri Derneği (TÜKSA) verileri ve Euromonitor International tarafından hazırlanan raporlar, pazarın ulaştığı boyutları gözler önüne seriyor. Şu an dünya genelinde ilaç ve sağlık ürünleri pazarının toplam büyüklüğünün 1,5 trilyon dolar seviyesinde olduğu tahmin edilirken, bunun yaklaşık 338 milyar dolarlık kısmını doğrudan tüketici sağlığı ürünleri oluşturuyor.
TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Kara, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, bu büyümenin arkasındaki temel itici gücün değişen tüketici alışkanlıkları olduğunu vurguladı. Özellikle Kovid-19 pandemisi sonrası dönemde toplumların koruyucu ve önleyici sağlık uygulamalarına bakışı köklü bir değişim geçirdi. Dijitalleşme ile birlikte sağlık bilgisine erişimin kolaylaşması da bireylerin "kendi kendine bakım" (self-care) yeteneklerini geliştirmelerinde etkili oldu.
Sağlık Sistemine "7 Kat" Tasarruf Etkisi
Tüketici sağlığı ürünlerine yapılan yatırımların önemi, sadece pazar büyüklüğü ile sınırlı kalmıyor. Bu ürünlerin bilinçli kullanımı, kamu sağlık sistemleri üzerindeki mali baskıyı hafifleten stratejik bir araç olarak görülüyor.
ABD özelinde yapılan kapsamlı araştırmalar, özbakım ürünlerine yapılan her 1 dolarlık harcamanın, sağlık sistemi üzerinde yaklaşık 7 dolarlık bir yükü ortadan kaldırdığını ortaya koyuyor. Basit rahatsızlıkların semptom sürelerinin kısalması ve daha ağır tablolara dönüşmeden engellenmesi, hastane başvurularını ve gereksiz reçete yazımını azaltıyor.
Sektör projeksiyonlarına göre, özbakım ürünlerinin doğru yönlendirme ve eczacı danışmanlığı ile yaygınlaşması durumunda, küresel sağlık sistemi üzerinden yıllık 120 milyar dolarlık bir yükün alınabileceği öngörülüyor.
İş Gücü Kaybını Önlüyor
Pazarın büyümesi, makroekonomik dengeler açısından da kritik bir rol oynuyor. Hastalık kaynaklı iş gücü kaybının (üretken gün kaybı) azaltılması, ülke ekonomilerine doğrudan katkı sağlıyor. Hekim veya eczacı danışmanlığında kullanılan doğru ürünler, çalışanların iyileşme sürelerini hızlandırarak işe dönüş süreçlerini kısaltıyor.
Uzmanlar, 2030 yılına kadar düşük ve orta gelirli ülkelerde özbakım uygulamalarının sistemli bir şekilde ilerlemesi halinde, 230 milyar dolarlık ek bir kaynağın yaratılabileceğine dikkat çekiyor.
Nüfus Yaşlanıyor, Talep Artıyor
Pazardaki talep artışını tetikleyen bir diğer önemli faktör ise demografik değişimler. Dünya nüfusunun giderek yaşlanması, kronik rahatsızlıkların yönetimi ve yaşam kalitesinin korunması adına takviye edici ürünlere olan ihtiyacı artırıyor. Ayrıca çevresel faktörlerin etkisiyle uzayan alerji sezonları gibi etmenler de tüketici sağlığı ürünlerini günlük yaşamın bir parçası haline getiriyor.
Sektör temsilcileri, bu potansiyelin tam olarak değerlendirilebilmesi için kamu ve özel sektör işbirliği ile toplumdaki "sağlık okuryazarlığı" seviyesinin yükseltilmesi gerektiğinin altını çiziyor.