ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO müttefiklerine yönelik giderek sertleşen söylemleri, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın ardındaki askeri lojistik gerçeklerle büyük bir tezat oluşturuyor. ABD ordusu, ittifak dışı bir çatışma olmasına rağmen Avrupa'daki üslere hayati derecede bağımlı bir harekat yürütüyor.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı askeri operasyonlar devam ederken, ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupa ülkelerini hedef alan çıkışları transatlantik ilişkilerde yeni bir çatlak yarattı. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için talep ettiği askeri gücün Avrupa tarafından reddedilmesinin ardından müttefikleri "korkaklar" olarak nitelendiren Trump, ABD'nin yokluğunda NATO'yu bir "kağıttan kaplan" olarak tanımladı. Ancak sahadaki operasyonel veriler, ABD'nin Ortadoğu'daki saldırı kapasitesinin Avrupa'nın sağladığı lojistik altyapı olmadan sürdürülebilirliğinin son derece güç olduğunu ortaya koyuyor.
İran'a yönelik yürütülen harekatlarda ABD'nin operasyonel esnekliği büyük ölçüde Avrupa'da konumlanan askeri tesislere dayanıyor. Almanya'daki Ramstein Hava Üssü yakınlarındaki Landstuhl sağlık tesisi yaralı Amerikan askerlerinin tedavisinde kullanılırken, Birleşik Krallık'taki RAF Fairford Üssü ABD'nin B-1 ve B-52 bombardıman uçaklarının kalkış noktası olarak işlev görüyor. İtalya'nın Sigonella Deniz Hava Üssü'nden havalanan insansız hava araçları İran ve çevresinde istihbarat sağlarken, Yunanistan'ın Girit Adası'ndaki Suda Körfezi ABD donanmasına ev sahipliği yapıyor.
Buradaki temel siyasi ve hukuki ironi ise yürütülen savaşın doğasında yatıyor. ABD ve İsrail'in İran ile çatışması, NATO'nun görev tanımı ve sorumluluk alanı dışında kalıyor. Dolayısıyla ABD ordusunun Avrupa'daki bu kritik üsleri kullanması, NATO anlaşmasının bir gerekliliği değil, ev sahibi ülkelerin tamamen kendi egemenlik hakları çerçevesinde verdikleri özel izinlere dayanıyor. Söz konusu Avrupa ülkeleri, kendi kamuoylarındaki savaş karşıtı tepkilere ve İran ile ikili ilişkilerinin zedelenmesi riskine rağmen bu izni sağlamaya devam ediyor.
Trump'ın NATO'dan ayrılma veya ittifakı küçültme yönündeki tehditleri, aslında ABD'nin küresel operasyon gücünü sağlayan bu temel altyapının tehlikeye atılması anlamına geliyor. Güvenlik uzmanları, ABD'nin güvenlik şemsiyesini çekmesi veya ittifakı dağıtması halinde, hiçbir Avrupa ülkesinin kendi topraklarının Ortadoğu'daki bir savaş için saldırı veya lojistik platformu olarak kullanılmasına müsaade etmeyeceğine dikkat çekiyor.
Sonuç olarak, ABD yönetiminin Avrupa'yı "kendi çıkarlarına yeterince ortak olmamakla" suçladığı bu dönemde, İran'a yönelik operasyonların kesintisiz sürdürülebilmesi paradoksal bir şekilde eleştirilen o müttefiklerin inisiyatifine ve on yıllardır NATO çatısı altında inşa edilen askeri ekosisteme bağlı bulunuyor.