ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ın etrafının sarıldığı ve "işgal edileceği" yönündeki sert çıkışlarına rağmen, Pekin’in Ada’daki doğrudan yatırımlarının maliyetler ve siyasi baskılar nedeniyle durma noktasına geldiği görülüyor.
BUGÜNKÜ HABERLER / DIŞ HABERLER SERVİSİ
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminin başlamasıyla birlikte yeniden alevlenen "Grönland’ı satın alma" tartışmaları, Washington-Pekin hattında tansiyonu yükseltti. Başkan Trump, 12 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Çin ve Rusya’ya ait savaş gemilerinin Grönland çevresinde varlık gösterdiğini iddia ederek, bu durumu bir "kuşatma" olarak nitelendirdi ve Ada'nın kontrolünün ABD için bir "mutlak zorunluluk" olduğunu yineledi. Ancak sahadaki ekonomik veriler ve yatırım raporları, Washington'ın çizdiği bu alarmist tablonun aksine, Çin’in Ada’daki fiziksel ve sermaye varlığının beklentilerin altında kaldığını ortaya koyuyor.
Washington'ın Korkusu ve Pekin'in Stratejisi
Trump yönetimi, Grönland’ı Kuzey Amerika’nın güvenliği için kritik bir tampon bölge olarak görüyor. Beyaz Saray’dan gelen son açıklamalar, Pekin’in "Kutup İpek Yolu" projesi kapsamında Ada'yı borç tuzağına düşürerek stratejik üsler elde etmeye çalıştığı tezine dayanıyor. Ancak uzmanlara göre, Çin'in bölgedeki stratejisi askeri bir yayılmadan ziyade, uzun vadeli kaynak güvenliğine ve ticari rotalara odaklanmış durumda.
2017 yılında Çin tarafından resmen duyurulan "Kutup İpek Yolu" vizyonu, eriyen buzulların açtığı yeni ticaret rotalarını kullanmayı hedefliyordu. Ancak aradan geçen sürede, Danimarka ve ABD’nin yoğun diplomatik baskıları ve güvenlik müdahaleleri, Pekin’in altyapı projelerini büyük ölçüde sekteye uğrattı.
Yatırımlarda "Sessiz Geri Çekilme"
Grönland, nadir toprak elementleri, uranyum, çinko ve demir cevheri gibi stratejik madenlere ev sahipliği yapmasıyla biliniyor. 2010'lu yılların başında Çinli maden şirketleri Ada'ya yoğun ilgi gösterse de, son yıllarda bu ilginin somut yatırıma dönüşme oranı düşüşte.
Sektör kaynaklarına göre, Çinli yatırımcıların geri adım atmasının ardında üç temel neden yatıyor:
- Yüksek Maliyetler: Zorlu Arktik iklim koşulları ve yetersiz altyapı, madencilik operasyonlarını finansal açıdan sürdürülemez hale getiriyor.
- Siyasi Engeller: Danimarka hükümeti, ABD'nin de baskısıyla ulusal güvenliği gerekçe göstererek havalimanı ve liman projelerindeki Çin ihalelerini iptal etti veya engelledi.
- Belirsizlik: Çinli firmalar, devasa keşif bütçeleri ayırmalarına rağmen beklenen "büyük keşifleri" henüz yapabilmiş değil.
Ticaret Hacmi Yüksek, Yatırım Düşük
Çin'in Ada üzerindeki etkisi, Washington'ın iddia ettiği gibi "toprak satın alma" veya "askeri üs kurma" düzeyinde değil, daha çok ticari bir ortaklık seviyesinde seyrediyor. Grönland ekonomisinin belkemiği olan balıkçılık sektöründe Çin, en büyük alıcılardan biri konumunda.
Öte yandan, Grönland'ın Danimarka'dan tam bağımsızlığını kazanabilmesi için ihtiyaç duyduğu devasa finansman açığı, yerel hükümeti alternatif arayışlara itiyor. Mart 2025'te Grönland Dışişleri Bakanı Vivian Motzfeldt'in Çin ile işbirliğini derinleştirme ve olası bir serbest ticaret anlaşması sinyali vermesi, Nuuk yönetiminin Pekin'i hala önemli bir ekonomik partner olarak gördüğünü kanıtlıyor. Grönland’ın 2021’den bu yana Pekin’de bir temsilciliğinin bulunması da bu niyetin diplomatik bir göstergesi.
Bağımsızlık Denklemi
Analistler, Çin'in Grönland'ın bağımsızlık sürecine doğrudan müdahil olmaktan kaçındığını belirtiyor. Pekin, Danimarka (ve dolayısıyla AB) ile ilişkilerini bozmamak adına siyasi söylemlerinde temkinli davranırken, ekonomik araçlarla bölgedeki nüfuzunu korumaya çalışıyor. Ancak ABD'nin Ada üzerindeki güvenlik şemsiyesini genişletme kararlılığı ve Danimarka'nın veto yetkisi, Çin'in manevra alanını daraltıyor.
Sonuç olarak, Trump'ın "işgal" retoriği ABD iç kamuoyunda yankı bulsa da, Grönland'daki Çin varlığı askeri bir tehditten çok, bürokratik engellere takılmış ve maliyet hesaplarıyla yavaşlamış ticari bir girişim görünümü sergiliyor.