Dünya genelinde her yıl yaklaşık 39 trilyon dolarlık ekonomik değer üreten sulak alanlar, endişe verici bir hızla yok oluyor. Yıllık ortalama yüzde 0,52 oranında eriyen bu kritik ekosistemler, yalnızca biyolojik çeşitliliği değil, küresel finansal istikrarı ve gıda güvenliğini de tehdit ediyor.
Dünyanın en üretken ancak bir o kadar da savunmasız ekosistemleri olan sulak alanlar, gezegenin "böbrekleri" olarak işlev görmesine rağmen modern sanayi ve plansız kentleşmenin kurbanı oluyor. 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü vesilesiyle yayımlanan güncel veriler, ekolojik yıkımın ekonomik faturasının ne denli ağır olacağını gözler önüne serdi. Rapora göre, dünya genelinde sulak alanların her yıl ortalama yüzde 0,52’si kaybediliyor. Bu kayıp hızı devam ederse, 2050 yılına kadar mevcut alanların beşte birinin daha haritadan silineceği öngörülüyor.
Ekonomik Kayıp Trilyonları Buluyor
Sulak alanlar, sadece kuşlar ve bitkiler için bir yaşam alanı olmanın çok ötesinde, devasa birer "doğal sermaye" niteliği taşıyor. Yapılan analizlere göre, bu alanlar su filtrasyonu, taşkın koruma, karbon depolama, balıkçılık ve tarımsal destek gibi hizmetlerle küresel ekonomiye her yıl yaklaşık 39 trilyon dolar katkı sağlıyor.
Ancak bu devasa ekonomik değer, insan faaliyetlerinin baskısı altında erimekte. Tarım arazisi açmak için kurutma faaliyetleri, sanayi atıkları, baraj inşaatları ve iklim değişikliği, bu alanların yok oluşundaki temel faktörler olarak sıralanıyor. Uzmanlar, sulak alanların kaybının doğrudan sel ve kuraklık riskini artırarak milyarlarca dolarlık altyapı ve tarım hasarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.
1970'ten Bu Yana Büyük Çöküş
Ramsar Sözleşmesi kapsamında hazırlanan raporlar, tablonun vahametini ortaya koyuyor. 1970 yılından bu yana dünya genelindeki sulak alanların en az yüzde 22'sinin tamamen yok olduğu belirtiliyor. Mevcut alanların ise yaklaşık yüzde 25'inin ekolojik açıdan "kötü durumda" olduğu ve acil restorasyona ihtiyaç duyduğu vurgulanıyor.
Ormanlara kıyasla üç kat daha hızlı yok olan sulak alanlar, aslında iklim değişikliğiyle mücadelede ormanlardan daha kritik bir rol üstleniyor. Yüksek karbon tutma kapasiteleri sayesinde atmosferdeki sera gazı dengesini sağlayan bu bölgelerin kuruması, hapsolan karbonun yeniden atmosfere salınması anlamına geliyor.
Koruma İçin "Akılcı Yönetim" Çağrısı
1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanan ve sulak alanların korunmasını amaçlayan uluslararası sözleşme, bugün 170’ten fazla ülkeyi bağlıyor. Dünya genelinde 2 bin 500'den fazla bölge "Ramsar Alanı" statüsünde koruma altında bulunsa da, uzmanlar mevcut politikaların yetersiz kaldığı görüşünde.
Gelecek projeksiyonları, sulak alanların restorasyonunun bir tercih değil, zorunluluk olduğunu gösteriyor. Karar vericilerin su yönetimi politikalarını, bu alanların sağladığı ekosistem hizmetlerini finansal tablolara dahil ederek yeniden kurgulaması gerekiyor. Aksi takdirde, su güvenliğinden gıda tedarikine kadar uzanan zincirleme bir kriz, küresel ekonomiyi derinden sarsmaya aday görünüyor.