Küresel tedarik zincirindeki kırılmalar ve jeopolitik riskler, 10 trilyon dolarlık AB-ABD ticaret hattında yeni arayışları beraberinde getirdi. UTİKAD Başkanı Bilgehan Engin, Türkiye’nin bu devasa hatta "tamamlayıcı lojistik merkez" olarak kritik bir rol üstlenebileceğini belirtiyor.
Küresel ticarette son yıllarda yaşanan şok dalgaları, lojistik haritalarını yeniden şekillendiriyor. Kovid-19 pandemisiyle başlayan, Rusya-Ukrayna savaşıyla derinleşen ve son olarak Kızıldeniz’deki güvenlik krizleriyle tırmanan süreç, maliyet odaklı geleneksel ticaret yapısını daha karmaşık bir sisteme dönüştürdü. Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Başkanı Bilgehan Engin, bu yeni dönemde Türkiye’nin transatlantik ticarette stratejik bir "tamamlayıcı merkez" olma potansiyeline dikkat çekti.
Münih Güvenlik Konferansı’ndaki gelişmelerin Atlantik ittifakının geleceğine dair önemli sinyaller verdiğini belirten Engin, Avrupa Birliği (AB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki ticaret hattının öneminin arttığını vurguladı. Yaklaşık 10 trilyon dolarlık bir hacme sahip olan bu hat, sadece mal ticareti değil, aynı zamanda teknoloji transferi, kritik bileşenler ve enerji koridoru niteliğiyle de öne çıkıyor.
Tek Merkezli Yapıdan Esnek Modeller Geçiş
Mevcut küresel konjonktürde, transatlantik ticaretin ana omurgasının tek merkezli bir yapıdan ziyade, esnek ve alternatifli bir sisteme ihtiyaç duyduğu görülüyor. Engin’e göre, NATO şemsiyesi altında değerlendirildiğinde bu ihtiyaç daha da belirginleşiyor. İttifakın kurulduğu dönemdeki jeopolitik koşulların değiştiğine işaret eden Engin, Türkiye’nin bu yeni denklemde katkısını yeniden tanımlayabileceğini ifade etti.
Tedarik zincirlerinde yaşanan küresel kırılmalar, Türkiye gibi güçlü altyapıya sahip ülkeler için fırsat yaratıyor. Türkiye, transatlantik hattın ana ekseninde yer almasa da, bu hattı besleyen ve destekleyen "alternatif dış çeperin" ilk halkasında merkezi bir rol üstlenme kapasitesine sahip.
15 Milyon TEU’luk Kapasite ve Stratejik Konum
Türkiye’nin lojistik altyapısının bu rolü üstlenmek için yeterli olgunlukta olduğunu belirten Engin, mevcut kapasiteye dair şu verileri paylaştı: "Türkiye, üretim ve tedarik zinciri açısından kritik bir kanat ülkesi konumunda. Modern liman altyapımızla yaklaşık 15 milyon TEU’luk konteyner trafiğini yönetiyor ve 550 milyon tonun üzerinde yük elleçliyoruz. Avrupa, Orta Doğu ve Karadeniz havzalarını birbirine bağlayan bu stratejik konum, Türkiye’yi doğal bir entegrasyon merkezi haline getiriyor."
"Friend-Shoring" ve Ticaret Politikaları
Yeni dönemde ticaret politikalarının "friend-shoring" (dost ülkelerle ticaret) yaklaşımı üzerine kurgulanması gerektiği belirtiliyor. Engin, Birleşik Krallık ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu yaklaşımın somut bir örneği olduğunu ve Birleşik Krallık’ın transatlantik ticaretin kilit aktörlerinden biri olduğunu hatırlattı.
Bu vizyonun hayata geçmesi için atılması gereken adımlara da değinen Engin, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin ve Türk iş insanları ile lojistik çalışanlarına vize muafiyeti sağlanmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Ayrıca, düzensiz göçmen trafiği konusundaki hassasiyetlerin, hem AB hem de ABD ile ilişkilerde belirleyici bir faktör olmaya devam edeceğinin altı çizildi.
Türkiye’nin 2026 ve 2030 vizyonları çerçevesinde, jeopolitik dalgalanmalara rağmen ticaret akışının sürdürülebilirliğini sağlayan güvenli bir liman olarak konumlanması hedefleniyor.