Cambridge Sözlüğü'nün 2025 yılı kelimesi seçtiği "parasosyal", ekran başındaki milyonların hiç tanımadıkları yüzlerle kurduğu derin ancak tek yönlü bağı tanımlıyor. Uzmanlar, bu "dostluk illüzyonunun" dev bir ticari stratejiye dönüştüğünü ve beraberinde ciddi güvenlik riskleri getirdiğini vurguluyor.
Dijitalleşme, insan ilişkilerinin doğasını köklü bir şekilde değiştirirken, ünlü ve hayran arasındaki mesafeyi neredeyse yok etti. Eskiden sadece televizyon ekranında veya sinema perdesinde görülen "ulaşılamaz" yıldızlar, artık sosyal medya bildirimleriyle günün her saati hayranlarının cebinde. Bu durum, akademik literatürde "parasosyal ilişki" olarak adlandırılan, bir tarafın diğerini çok yakından tanıdığını hissettiği ancak diğerinin bundan habersiz olduğu tek yönlü bağları görülmemiş bir boyuta taşıdı.
Cambridge Sözlüğü'nün 2025'te "yılın kelimesi" olarak belirlediği bu kavram, aslında yeni değil. İlk kez 1956 yılında araştırmacılar Donald Horton ve Richard Wohl tarafından, televizyon sunucuları ile izleyiciler arasındaki ilişkiyi tanımlamak için ortaya atıldı. Ancak bugün YouTube, Instagram ve TikTok gibi platformlar, bu tek taraflı bağı karşılıklı bir "arkadaşlık" gibi hissettiren güçlü bir etkileşim yanılsamasına dönüştürmüş durumda.
İstatistikler "Sanal Dostluğu" Doğruluyor
İngiltere ve ABD merkezli yapılan 2024 tarihli kapsamlı bir araştırma, bu dönüşümün boyutlarını gözler önüne seriyor. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 52'si takip ettikleri YouTuber'larla güçlü bir parasosyal bağ hissettiğini belirtirken, yüzde 36'sı bu kişileri kendilerine "yakın bir dost" gibi görüyor.
Bu yakınlık hissi, markalar ve içerik üreticileri için milyar dolarlık bir ekonomiye kapı aralıyor. Tüketiciler, "arkadaş" olarak gördükleri fenomenlerin önerdiği ürünlere, geleneksel reklamlara kıyasla çok daha fazla güveniyor ve satın alma eğilimi gösteriyor.
K-Pop ve "Ticarileştirilmiş Samimiyet"
Bu stratejinin en keskin örnekleri Güney Kore pop müziği (K-Pop) endüstrisinde görülüyor. Central Florida Üniversitesi'nden Doç. Dr. Mel Stanfill'in analizlerine göre, bu sektör büyük ölçüde "samimiyetin paketlenip pazarlanması" üzerine kurulu.
K-Pop endüstrisinde hayranlar, sanatçılarla birebir görüntülü konuşma şansı yakalamak ("fan call") için çok sayıda albüm satın almaya teşvik ediliyor. Ayrıca, sanatçıların hayranlara sanki özel mesaj atıyormuş gibi hissettiren ücretli abonelik uygulamaları, bu tek taraflı ilişkinin derinleşmesini sağlıyor. Stanfill, bu durumu "yakınlık yanılsaması" olarak tanımlarken, hayranların bu ilişkiye hem duygusal hem de maddi olarak "yatırım" yaptığını, bunun da onları sanatçı adına harekete geçmeye daha istekli hale getirdiğini belirtiyor.
Hayranlıktan Tacize Uzanan İnce Çizgi
Duygusal yatırımın artması, bazı durumlarda tehlikeli boyutlara ulaşabiliyor. Güney Kore'de "sasaeng" olarak bilinen ve sanatçıların özel hayatını ihlal eden takıntılı hayranlar, parasosyal ilişkilerin karanlık yüzünü temsil ediyor.
Tarihsel olarak da bu tür bağların şiddet eylemlerine dönüşebildiği biliniyor. 1981 yılında ABD Başkanı Ronald Reagan'a yönelik suikast girişiminde bulunan John Hinckley Jr.'ın, bu eylemi ünlü oyuncu Jodie Foster'ı etkilemek ve onunla bir bağ kurmak hayaliyle gerçekleştirdiği hatırlatılıyor. Günümüzde sosyal medyanın sağladığı anlık erişim, bu tür saplantılı davranışların zeminini genişletiyor.
Topluluk İçinde "Ekonomik Hiyerarşi"
Dijital hayran toplulukları, bireylere bir aidiyet duygusu verse de kendi içlerinde yeni çatışma alanları yaratıyor. Stanfill, hayranlar arasında "Kim daha çok para harcadı?" sorusu üzerinden bir hiyerarşi oluştuğuna dikkat çekiyor. "Ben daha iyi bir hayranım çünkü daha fazla harcama yaptım" anlayışı, topluluk içinde ayrışmalara ve zorbalığa neden olabiliyor.
Ayrıca "Cancel Culture" (İptal Kültürü) olarak bilinen sosyal linç mekanizmaları, bu toplulukların gücünü negatif yönde kullanabildiği bir başka alan. Uzmanlar, bu kültürün bazen güç sahiplerinden hesap sormak için etkili bir araç olsa da, çoğunlukla linç kampanyalarına dönüşerek asıl amacından saptığını vurguluyor.
Geleceğin Tehdidi: Yapay Zeka ve Dezenformasyon
Parasosyal ilişkilerin geleceğindeki en büyük risk faktörü ise yapay zeka. TikTok ve diğer platformlarda, hayatını kaybetmiş sanatçıların yapay zeka ile oluşturulmuş görüntüleri veya sesleri kullanılarak üretilen içerikler artış gösteriyor.
Uzmanlar, yapay zekanın hayranları manipüle etmek veya dezenformasyon yaymak amacıyla kullanılmasının ciddi toplumsal sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Sanal figürlerle kurulan duygusal bağların, gerçeklik algısını zayıflatarak kitleleri yönlendirmeye açık hale getirmesi, dijital çağın en önemli etik sorunlarından biri olarak masada duruyor.