Türkiye’de çocukların adli süreçlere katılımındaki artışa dikkat çeken hukukçular ve psikologlar, suçun önlenmesinde ailenin rolüne odaklandı. Uzmanlar, sosyal medyanın yarattığı "kolay para" algısı ve aile içi ihmalin çocukları suça ittiğini vurgulayarak, caydırıcı ebeveyn sorumluluğu modellerinin tartışılması gerektiğini belirtiyor.
EDİRNE – Çocukların suça sürüklenmesini önlemede ailenin işlevi ve sorumlulukları, hukuk ve psikoloji dünyasının gündemindeki yerini koruyor. Son dönemde artan çocuk suçluluğu verileri, sorunun çözümünde yalnızca cezai tedbirlerin değil, aile içi dinamiklerin ve sosyal çevre faktörlerinin de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Konunun uzmanları, çocukları suçtan korumak için evdeki iletişimden sosyal medya kullanımına kadar geniş bir yelpazede önlemler alınması gerektiğini vurguluyor.
200 Bin Çocuk Adli Süreçle Tanıştı
Resmi verilere göre, Türkiye’de 2024 yılı içerisinde büyük çoğunluğu 15-18 yaş aralığında olmak üzere yaklaşık 200 bin çocuk adli makamlara ifade verdi. Bu tablonun endişe verici olduğunu belirten Edirne Barosu Aile, Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Bedia Mutlu Mirzabey, çocuk suçluluğunun ardındaki temel motivasyonların değiştiğine dikkat çekti.
Ekonomik yetersizliklerin yanı sıra dijital dünyanın etkisine işaret eden Mirzabey, "Sosyal medya, çocuklarda gerçekçi olmayan bir yaşam algısı yaratıyor. Kolay yoldan para kazanma arayışı, onları ne yazık ki yanlış yollara ve suça sürükleyebiliyor," değerlendirmesinde bulundu.
"Ebeveyn Sorumluluğu Modelleri Caydırıcı Olabilir"
Çocuk suçlarının önlenmesinde mevcut sistemin caydırıcılığının artırılması gerektiğini savunan Mirzabey, çözüm önerisi olarak uluslararası örnekleri işaret etti. Mirzabey, "Çocuk suçları sadece hukuki değil, psikolojik boyutlarıyla da ele alınmalı. Bazı ülkelerde başarıyla uygulanan 'ebeveyn sorumluluğu modelleri', Türkiye için de caydırıcı bir mekanizma olarak düşünülebilir," ifadelerini kullandı. Bu modeller, çocuğun suça karışmasında ailenin ihmali bulunması durumunda ebeveynlerin de belirli yaptırımlarla karşılaşmasını öngörüyor.
Şiddet ve İhmal "Değersizlik" Hissi Yaratıyor
Konuyu psikolojik açıdan değerlendiren Psikolog Işıl Altıntaş Uçar ise suça yönelimin temelinde genellikle aile içindeki aidiyet eksikliğinin yattığını belirtti. Uçar’a göre, bir çocuğun başkasına zarar vermesi sadece bireysel bir sapma değil, aile ve toplum yapısındaki bir kırılmanın sonucu.
"Vicdan dediğimiz iç denetim mekanizması ilk olarak ailede filizlenir," diyen Uçar, şu uyarılarda bulundu: "Eğer bir çocuk aile ortamında sevgi, şefkat ve sağlıklı sınırlar görmezse, duygularını düzenleme becerisini geliştiremez. Ev içinde maruz kalınan şiddet, ihmal veya aşağılanma, çocukta derin bir değersizlik hissi yaratır. Bu değersizlik duygusuyla baş edemeyen çocuk, öfkesini ya kendine ya da dış dünyaya yöneltir."
Ailede Bulunmayan Aidiyet Dışarıda Aranıyor
Uzmanlar, evde anlaşılmadığını ve kabul görmediğini hisseden çocukların, bu ihtiyaçlarını karşılamak için suç eğilimli gruplara yönelebildiği konusunda hemfikir. Ebeveynlerin, hata yapan çocuklara karşı suçlayıcı ve yargılayıcı bir dil kullanmak yerine işbirliği içinde olması gerektiğini vurgulayan Uçar, güven ortamının suçtan korunmada en güçlü kalkan olduğunu belirtti.
Ayrıca medyanın diline de dikkat çeken uzmanlar, şiddet içeriklerinin çocuklarda duyarsızlaşmaya yol açtığını, bu nedenle şiddeti normalleştirmeyen, daha koruyucu bir dilin benimsenmesi gerektiğini kaydetti.