Geleneksel Doğu müziği ile tasavvuf kültürünü santur enstrümanıyla harmanlayan müzisyen ve besteci Sedat Anar, sanat yolculuğunda Anadolu'nun zengin irfanından ilham alırken, müzikte yenilikçi bir dil oluşturmanın ve tek bir forma bağlı kalmamanın önemini vurguluyor.
Türkiye'de santur enstrümanını geniş kitlelere tanıtan isimlerden besteci ve müzisyen Sedat Anar, müzikal üretimlerinde geleneksel motiflerle modern tınıları bir araya getirmeye devam ediyor. Anadolu'nun derin kültürel yapısından beslendiğini ifade eden sanatçı, kalıplara bağlı kalmadan evrensel bir müzik dili inşa etme gayesini sürdürüyor.
Orta Doğu ve İran müzik kültürünün temel enstrümanlarından olan santuru Türkiye'de ustalıkla icra eden sınırlı sayıdaki isimden biri olan Anar, Anadolu'yu kültürel anlamda oldukça "mümbit" bir coğrafya olarak tanımlıyor. İbn Arabi, Yunus Emre, Mevlana, Niyazi-i Mısri, Ahmed-i Hani, Feqiye Teyran ve Süryani Aziz Mor Efrem gibi tarihi şahsiyetlerin bu toprakların asıl zenginliği olduğunu belirten müzisyen, Anadolu'yu uçsuz bucaksız, rengarenk ve mis gibi kokan bir çiçek bahçesine benzetiyor. Anar, bu büyük bilgelerin kelamını santuruyla buluşturmayı manevi bir görev olarak gördüğünü ifade ediyor.
Müziğinde sadece geleneksel formlara takılıp kalmadığının altını çizen Anar, Doğu çalgılarını dahi armonik bir yapıyla icra etmeye özen gösteriyor. Santur, cura, kopuz, lavta, setar ve tambur gibi geleneksel enstrümanların yanı sıra handpan, gitar, çello, kontrabas ve elektronik altyapıları da eserlerine entegre eden sanatçı, her çağın kendi kural bozucuları olduğunu dile getiriyor.
Sanat felsefesini şekillendirirken Gustav Mahler'in "Gelenek, geçmişin külüne tapmak değildir, ateşi söndürmemektir" ve Hz. Mevlana'nın "Yeni şeyler söylemek zamanı" sözlerini kendisine rehber edindiğini vurgulayan Anar, sanatta tek bir kalıba sığmamanın en büyük özgürlük olduğunu belirtiyor. "Amak-ı Hayal" adlı albümünün müzik eleştirmenleri tarafından 'sufi', 'etnik', 'world', 'deneysel' ve 'alternatif' gibi birbirinden farklı türlerle tanımlanmasının da bu çok yönlülüğün bir kanıtı olduğunu ve kendisini mutlu ettiğini ifade ediyor.
Müzikal çalışmalarının yanı sıra dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan insanlık dramlarına da sessiz kalmayan Sedat Anar, özellikle Gazze'de on binlerce insanın ve çocuğun hayatını kaybetmesinden duyduğu derin üzüntüyü paylaşıyor. Yaşanan trajedilere bir tepki olarak santuruyla "Gazze" adını taşıyan bir ağıt besteleyen sanatçı, dünyadaki savaşların bir an evvel son bulmasını temenni ediyor. Geleceğe dair en büyük umudunu ise "Artık ağıt bestelemek istemiyorum; çocukların neşeyle oynayıp dans edeceği besteler yapmak istiyorum" sözleriyle özetliyor.