Barış masasında asıl düğüm, garantör ülkelerin neyi taahhüt edeceği noktasında kilitleniyor. "Avrupa sağlar, ABD destekler" yaklaşımının Kremlin nezdindeki inandırıcılığı sorgulanırken, Kiev yönetimi egemenliğini dört kritik başlıkta koruma mücadelesi veriyor.
Rusya-Ukrayna savaşı üçüncü yılına yaklaşırken, diplomatik koridorlarda tartışılan barış senaryoları "güvenlik garantileri" başlığında tıkanmış durumda. Sahadaki çatışmalar kadar, savaş sonrası kurulacak düzenin mimarisi de büyük bir belirsizlik taşıyor. Mevcut müzakerelerde öne çıkan "Avrupa'nın fiili desteği sağladığı, ABD'nin ise arka planda desteklediği" formülünün, Moskova’nın saldırganlığını durdurup durduramayacağı tartışma konusu.
Moskova Nezdinde İnandırıcılık Sorunu
Uluslararası ilişkiler uzmanları ve diplomatik kaynaklar, sürdürülebilir bir barışın ancak Moskova'nın Ukrayna'nın egemenliğini tam olarak tanımasıyla mümkün olacağını belirtiyor. Ancak mevcut tabloda bu uzak bir ihtimal olarak görülüyor. Bu nedenle "dayanıklı" bir barış için, hukuki bağlayıcılığı olan ve caydırıcı güvenlik garantileri şart koşuluyor.
Tartışmaların can alıcı noktası, garantör devletlerin mali yardımdan fiili çatışmaya girmeye kadar neyi taahhüt edebileceği sorusunda yatıyor. Batı bloğunda tartışılan "yükü Avrupa'nın sırtlandığı, Washington'ın ise lojistik ve siyasi destek verdiği" modelin, Rusya nezdinde yeterli bir caydırıcılık yaratıp yaratmayacağı şüpheli. NATO'nun 5. maddesinin bile tartışmaya açıldığı bir konjonktürde, Kiev yönetimi kağıt üzerinde kalan sözler değil, saldırı anında devreye girecek somut askeri ve mali mekanizmalar talep ediyor.
Egemenliğe Yönelik Dört Boyutlu Tehdit
Savaşın kökenine inildiğinde, meselenin sadece NATO genişlemesi olmadığı, Rusya'nın Ukrayna kimliğini ve devlet yapısını reddeden bir tutum sergilediği görülüyor. Rusya'nın Ukrayna'nın egemenliğini sınırlandırmak istediği dört ana alan öne çıkıyor:
- Toprak Bütünlüğü: Hukuken tanınmış Ukrayna topraklarının bir kısmının ilhakı.
- Askeri Kapasite: Gelecekteki bir saldırıyı önleme gücünü kırmak adına Ukrayna ordusunun zayıflatılması.
- Dış Politika: Ukrayna'nın uluslararası ittifaklarına (özellikle Batı ile entegrasyonuna) veto koyma hakkı.
- İç Politika: Kültürel ve dini yapı dahil olmak üzere, ülkenin iç dinamiklerini Moskova'nın nüfuz alanında tutma isteği.
Toprak Tavizi ve Güvenlik Riski
Olası bir ateşkes anlaşmasında, Rusya'nın şu an işgal altında tuttuğu Donetsk gibi bölgelerin statüsü kritik bir güvenlik açığı barındırıyor. Askeri uzmanlara göre, ağır şekilde tahkim edilmiş savunma hatlarının bulunduğu bu bölgelerin Rus kontrolüne bırakılması, Moskova'ya gelecekteki saldırılar için stratejik bir avantaj ve neredeyse sınırsız bir hareket alanı sağlayabilir.
Bu durum Ukrayna için sadece duygusal veya siyasi bir kayıp değil, aynı zamanda savunulabilir sınırların kaybı anlamına geliyor. İşgal edilen toprakların "statüko" olarak kabul edilmesi, uluslararası hukukun işleyişinde tehlikeli bir emsal oluşturabilir. Bu tür bir kabulün, küresel çapta nükleer silahlanmayı teşvik edebileceği ve ülkelerin kendi güvenliklerini sağlamak için tek yolun "kitle imha silahı edinmek" olduğu sonucuna varabileceği uyarısı yapılıyor.
%%ENTITY:48e2bb35-6fcc-4d7f-af56-ba61526930a7:Türkiye%%'nin Arabuluculuk Rolü
Bölgedeki güvenlik mimarisinin yeniden inşasında Türkiye'nin konumu dikkat çekiyor. Hem Rusya hem de Ukrayna ile konuşabilen ender aktörlerden biri olan Ankara, iki ülke arasındaki kimlik ve egemenlik hassasiyetlerini yakından tanıyan bir aktör olarak öne çıkıyor. Helsinki Nihai Senedi'ne dayalı eski Avrupa güvenlik modelinin işlevsizleştiği bu dönemde, Türkiye'nin yürüteceği "iyi niyet" (good offices) diplomasisi, adil bir barışın kapısını aralayabilecek potansiyel taşıyor.