Ukrayna'da çatışmalar bütün şiddetiyle dördüncü yılını geride bırakırken, küresel denklemi sarsan savaşta askeri hareketlilik yerini diplomatik satranca ve enerji güvenliği krizine bıraktı.
BUGÜNKÜ HABERLER / DIŞ HABERLER SERVİSİ
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in emriyle 24 Şubat 2022'de başlayan ve Avrupa'nın ortasında İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana görülen en büyük güvenlik krizini tetikleyen Rusya-Ukrayna Savaşı, dördüncü yılını doldurdu. Başlangıçta "kısa süreli bir operasyon" olarak planlanan ancak küresel bir yıpratma savaşına dönüşen süreç, dördüncü yılın sonunda askeri kilitlenme ve yoğunlaşan diplomatik trafiğe sahne oluyor.
2026'ya Girerken Sahada Son Durum
Savaşın dördüncü yılı, tarafların sahada birbirine kesin üstünlük sağlayamadığı, cephe hatlarının büyük ölçüde donduğu ancak çatışma şiddetinin azalmadığı bir dönem olarak kayıtlara geçti. Rus ordusu, Donbas bölgesinde küçük yerleşim birimlerinde ilerleme kaydetmeye devam ederken, Ukrayna güçleri savunma hatlarını korumak için yoğun bir direniş sergiliyor.
Geçtiğimiz yılın en dikkat çekici askeri taktiği, savaşın cephe gerisine taşınması oldu. Kiev yönetimi, cephedeki kilitlenmeyi aşmak amacıyla Rusya'nın derinliklerindeki enerji tesislerini ve stratejik hava üslerini insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldı. Moskova ise bu hamlelere, Ukrayna'nın kritik altyapısını ve lojistik merkezlerini vurarak karşılık verdi.
Diplomasi Trafiği ve "Alaska Zirvesi"
Savaşın dördüncü yılında en kritik gelişme, askeri çatışmaların gölgesinde yürütülen diplomatik temaslar oldu. Özellikle ABD'de yaşanan yönetim değişikliği ve Donald Trump'ın başkanlık koltuğuna oturması, savaşın seyrini değiştirebilecek yeni bir diplomatik süreci tetikledi.
Washington'ın başlattığı "hızlı sonuç" odaklı mekik diplomasisi, 15 Ağustos 2025'te tarihi bir zirveyle taçlandı. ABD Başkanı Trump ile Rusya Devlet Başkanı Putin'in Alaska'da gerçekleştirdiği yüz yüze görüşme, iki liderin ABD topraklarındaki ilk teması olarak tarihe geçti. Zirveden nihai bir barış anlaşması çıkmasa da tarafların prensipte "savaşın nedenlerinin ortadan kaldırılması" konusunda mutabık kaldığı açıklandı.
Ancak bu diplomatik süreç, Avrupa başkentlerinde rahatsızlık yarattı. Hazırlanan barış planı taslaklarında Avrupa'nın devre dışı bırakılması ve müzakerelerin Washington-Moskova-Kiev hattına sıkışması, Batı ittifakı içinde çatlaklara neden oldu.
Türkiye'nin Kritik Arabuluculuk Rolü
Savaşın başından bu yana denge politikasını koruyan Türkiye, dördüncü yılda da diplomatik çözümün kilit adresi olmayı sürdürdü. Geçtiğimiz yıl İstanbul, uzun bir aradan sonra Rus ve Amerikan diplomatik heyetlerini ağırlayarak iki süper güç arasındaki "sessiz temaslara" ev sahipliği yaptı.
Ankara'nın yoğun çabalarıyla Mayıs ve Temmuz aylarında İstanbul'da gerçekleştirilen üç turlu görüşmeler sonucunda, binlerce asker ve cenazenin takası başarıyla tamamlandı. Türkiye'nin bu süreçteki ısrarlı tutumu, müzakere kanallarının tamamen kopmasını engelleyerek 2026 yılı için diplomatik zemini korudu.
Küresel Jeopolitik Kırılma ve Gelecek Senaryoları
Geride kalan dört yıl, sadece iki ülke arasındaki sınırları değil, küresel güvenlik mimarisini de değiştirdi. Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliği ile ittifakın sınırları Rusya kapısına dayanırken, Avrupa'nın enerji güvenliği stratejileri kökten değişti.
2026 yılına girilirken masadaki en zorlu başlıklar çözümsüzlüğünü koruyor. Moskova, Donbas bölgesinin tamamen Rus toprağı olarak tanınmasını şart koşarken; Kiev, toprak bütünlüğünden taviz vermeyeceğini yineliyor. Zaporijya Nükleer Santrali'nin kontrolü ve Ukrayna'ya sağlanacak güvenlik garantilerinin niteliği, müzakerelerin en çetrefilli maddeleri olarak önümüzde duruyor.
Abu Dabi ve Cenevre'de yapılan son üçlü görüşmelerden somut bir sonuç çıkmaması, beşinci yıla giren savaşta barışın hala zorlu bir hedef olduğunu gösteriyor. Dünya, askeri yorgunluğun ve ekonomik maliyetlerin tarafları ne zaman nihai bir anlaşmaya zorlayacağını merakla bekliyor.