Orta Doğu'da tırmanan çatışmalar, küresel enerji arzı ve tedarik zinciri üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Uzmanlar, savaş sona erse dahi petrol fiyatlarında 20 ila 30 dolarlık kalıcı bir risk priminin piyasalara yerleştiğini ve Asya'nın dev üreticilerinin ciddi arz şoklarıyla karşı karşıya kalabileceğini vurguluyor.
Küresel enerji arzının kalbi konumundaki Orta Doğu'da artan jeopolitik gerilimler, dünya ekonomisinin temel dengelerini sarsmaya devam ediyor. Şubat ayı sonunda ABD ve İsrail ile İran ekseninde tırmanan sıcak çatışmalar, küresel tedarik zincirinde çok katmanlı bir krizi tetikledi. Çatışmaların ilk ayında küresel hisse senedi piyasalarından yaklaşık 14 trilyon dolarlık devasa bir değer silinirken, Brent petrolün varil fiyatı 100 dolar sınırını aştı.
Krizin en kritik noktasını ise dünya günlük petrol talebinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı oluşturuyor. Boğazdaki ticari gemi, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve petrol geçişlerinde yaşanan aksamalar, sadece enerji piyasalarını değil, aynı zamanda küresel taşımacılık ve sigorta maliyetlerini de yukarı çekiyor.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, bugünkü fiyatlamalarda devreye giren "risk priminin" altını çizerek, piyasalardaki kalıcı etkilere dikkat çekti. Aslanoğlu, "Bugün dünyadaki fiyatlamalarda bir risk priminin devreye girdiğini söylemek elbette yanlış değil. Örneğin petrol fiyatları, savaş bitse bile 20-30 dolarlık bir risk primini barındırabilir. Reel taraftaki fiyatlamalarda petrol ve buna bağlı ürünler, taşımacılık maliyetlerini doğrudan etkileyecektir" değerlendirmesinde bulundu.
Küresel Üretim Devleri Arz Şoku Riskiyle Karşı Karşıya
Hürmüz Boğazı'nın küresel ekonomi için ifade ettiği önem sadece enerji ile sınırlı değil. Dünya alüminyum ticaretinin yüzde 10 ila 15'i ve gübre ticaretinin yüzde 25 ila 30'u yine bu bölgeden sağlanıyor. Bölgedeki deniz trafiğinin durma noktasına gelmesi, küresel gıda ve emtia fiyatları üzerinde büyük bir enflasyonist baskı yaratıyor.
Prof. Dr. Aslanoğlu, dünyanın "üretim fabrikaları" olarak kabul edilen Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore'nin kullandığı enerji girdisinin yüzde 80'inin Hürmüz Boğazı üzerinden sağlandığına işaret ederek, bu ülkelerin enerjiye ulaşamaması durumunda küresel çapta ağır bir üretim ve arz şoku yaşanacağı uyarısında bulundu.
Emtia Üreticisi Ülkeler Pozitif Ayrışabilir
Enerji maliyetlerindeki bu keskin artışın küresel ticarette kazananlar ve kaybedenler haritasını da yeniden çizmesi bekleniyor. Uzmanlara göre, enerji ve emtia fiyatlarının yüksek seyretmesi, ham madde üreticisi konumundaki Latin Amerika ve bazı Afrika ülkelerinin bu süreçten kısa vadede avantajlı çıkmasını sağlayabilir. Ancak emtia ithalatına bağımlı ülkeler için ekonomik tablo giderek daha da zorlaşıyor.
Bunun yanı sıra, tedarik zincirindeki kopmalar ve artan sigorta maliyetleri şirketler arası rekabette de yeni bir dönemi işaret ediyor. Kriz dönemlerinde risk ve likidite yönetiminde tecrübeli olan büyük ölçekli küresel şirketler süreçten daha az yara alırken, nakit akışı kısıtlı olan küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) bu ağır maliyet dalgası karşısında ayakta kalmakta zorlanacağı öngörülüyor. Ekonomistler, yüksek petrol fiyatlarının orta ve uzun vadede küresel talebi baskılayarak üretici ülkeler için de sürdürülemez bir yapı yaratacağı konusunda hemfikir.