16 Nisan 2026 Perşembe
Haber

Orta Doğu'da Tıkanıklık: ABD ve İsrail'in İran Stratejisindeki Çatlaklar Büyüyor

Washington ve Tel Aviv, Tahran'ın nükleer kapasitesini sınırlandırma ve rejim değişikliği gibi temel hedeflerde birleşse de, uzayan savaşın küresel maliyetleri iki müttefik arasında stratejik ayrılıklara neden oluyor.

Paylaş:
Orta Doğu'da Tıkanıklık: ABD ve İsrail'in İran Stratejisindeki Çatlaklar Büyüyor

Washington ve Tel Aviv, Tahran'ın nükleer kapasitesini sınırlandırma ve rejim değişikliği gibi temel hedeflerde birleşse de, uzayan savaşın küresel maliyetleri iki müttefik arasında stratejik ayrılıklara neden oluyor.

İsrail ve İran arasında 2025 yılının ortalarında sınırlı bir şekilde başlayan çatışmalar, 2026 yılı itibarıyla ABD'nin de dahil olduğu, küresel enerji arzını tehdit eden geniş çaplı bir bölgesel savaşa dönüştü. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun benimsediği sürekli çatışma ve "sonsuz savaş" doktrini, bir yandan İsrail iç siyasetinde hükümetin elini güçlendirirken diğer yandan Orta Doğu'yu içinden çıkılması zor bir açmaza sürüklüyor. Çatışmaların asli tarafı olmayan Körfez ülkelerinin ağır bedeller ödemek zorunda kaldığı bu süreçte, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak hedeflerinde belirgin taktiksel çatlaklar gün yüzüne çıkıyor.

Savaşın Bölgeselleşmesi ve Küresel Enerji Krizi

İsrail ve ABD, bölgedeki hasım devlet dışı aktörlerin destekleyici gücü olarak gördükleri İran'da bir rejim değişikliğini, Orta Doğu'daki güvenlik kilitlerini açacak ana hamle olarak konumlandırıyor. Ancak teoride hedeflenen bu strateji, sahada ciddi pürüzlerle karşılaşıyor. İran, asimetrik savaş doktrini doğrultusunda caydırıcılığını sağlamak için doğrudan ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini ve küresel enerji tedarikinin can damarı olan üretim tesislerini hedef alarak çatışmayı bölgeselleştirdi.

Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin sekteye uğraması ve enerji altyapılarına yönelik saldırılar, savaşın faturasını tüm dünyaya kesmiş durumda. Mart 2026 itibarıyla küresel piyasalarda petrol fiyatları 110 dolar barajını aşarken, bu durum özellikle tedarik zincirinde aksamalar yaşayan küresel ekonomiler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor.

İsrail İç Siyaseti ve Dimona Saldırıları

Savaşın uzaması, İsrail iç siyasetinde Başbakan Netanyahu ve aşırı sağcı koalisyon ortaklarının tabanlarını yeniden konsolide etmesine olanak tanıdı. Daha önce anketlerde ciddi düşüş yaşayan Likud partisinin meclisteki olası sandalye sayısının yeniden 27-28 bandına yükselmesi, savaş halinin iç politikadaki yansımalarını açıkça gösteriyor.

Ancak bu siyasi kazanımların askeri maliyeti her geçen gün artıyor. İran, çatışmaların boyutunu genişleterek İsrail'in stratejik noktalarına yönelik sofistike balistik füze saldırılarına hız verdi. 22 Mart'ta Arad bölgesine ve İsrail'in nükleer programının kalbi sayılan Dimona'daki tesislere yönelik gerçekleştirilen saldırılar, Tel Aviv yönetimine verilen açık bir gözdağı oldu. İsrail hava savunma sistemleri yoğun mesai harcasa da, yaşanan can kayıpları ve stratejik üslere yönelik tehditler, sürdürülebilir bir güvenlik ortamından çok uzaklaşıldığını kanıtlıyor.

Müttefikler Arasında Örtüşen ve Ayrışan Hedefler

Washington ve Tel Aviv, İran'ın nükleer ve balistik füze programlarına ağır darbe indirmek konusunda tam bir mutabakat içinde. Ancak operasyonların süresi ve şiddeti konusunda ciddi fikir ayrılıkları yaşanıyor.

ABD yönetimi, Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel müttefiklerinden gelen yoğun baskı nedeniyle savaşın bir an önce hedeflerine ulaşıp sönümlenmesini istiyor. Washington'ın beklentisi, rejimin askeri altyapısının zayıflatılmasıyla İran içinde kendiliğinden bir halk ayaklanmasının fitilinin ateşlenmesi yönündeydi. Ancak enerji tesislerinin ağır hasar alması ve savaşın küresel ekonomiyi sarsması, ABD'nin planlarını sekteye uğrattı.

Buna karşılık İsrail, İran rejiminin tamamen çökmeden savaşın sona ermesini varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Tahran yönetiminin ayakta kalması halinde, 2025 ve 2026'da yaşanan savaş şartlarının gelecekte daha yıkıcı bir şekilde tekrarlanacağından endişe ediliyor. Bu çekince, İsrail'in çatışmaları ne pahasına olursa olsun sürdürme eğilimini güçlendiriyor. Beklenen kısa süreli ve kesin sonuçlu askeri harekatların "sonsuz savaş" döngüsüne evrilmesi, hem bölge halkları hem de küresel denge için öngörülemez riskler barındırmaya devam ediyor.