15 Ocak 2026 Perşembe
Haber

New York'ta Tarihi Restleşme: Maduro Kendini "Savaş Esiri" İlan Ederek ABD Yargısını Reddetti

Manhattan Federal Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, "Hala ülkemin başkanıyım" diyerek kendisini "savaş esiri" olarak tanımladı. Maduro’nun bu stratejik hamlesi, Washington'ın "narkotik suçu" tezine karşı Cenevre Sözleşmesi zırhını devreye sokarak davayı uluslararası bir hukuk krizine dönüştürmeyi hedefliyor.

Paylaş:
New York'ta Tarihi Restleşme: Maduro Kendini "Savaş Esiri" İlan Ederek ABD Yargısını Reddetti

Manhattan Federal Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, "Hala ülkemin başkanıyım" diyerek kendisini "savaş esiri" olarak tanımladı. Maduro’nun bu stratejik hamlesi, Washington'ın "narkotik suçu" tezine karşı Cenevre Sözleşmesi zırhını devreye sokarak davayı uluslararası bir hukuk krizine dönüştürmeyi hedefliyor.

Caracas'ta gerçekleştirilen Amerikan özel kuvvetler operasyonuyla gözaltına alınan ve New York'a getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ABD yargısı önündeki ilk duruşması, tarihi bir hukuk mücadelesinin fitilini ateşledi. Mavi-turuncu mahkum üniformasıyla mahkeme salonuna getirilen 63 yaşındaki lider, hakkındaki "narkotik terörü" suçlamalarını kesin bir dille reddederek yargılamanın seyrini değiştirebilecek bir savunma stratejisi izledi.

Tercümanı aracılığıyla mahkeme heyetine seslenen Maduro, "Suçsuzum, ben onurlu bir adamım ve hala ülkemin devlet başkanıyım" ifadelerini kullandı. Ancak savunmasının en kritik noktası, kendisini resmen "Savaş Esiri" (Prisoner of War - POW) olarak tanımlaması oldu. Bu tanım, davanın sadece bir ceza yargılaması değil, devletler arası bir çatışma hukuku meselesi olduğu iddiasını taşıyor.

"Savaş Esiri" Hamlesinin Hukuki Anlamı

Maduro'nun kendisini savaş esiri olarak nitelendirmesi, savunma stratejisini ABD iç hukukundan (criminal law) çıkarıp Uluslararası İnsancıl Hukuk (savaş hukuku) zeminine çekme girişimi olarak yorumlanıyor.

1949 tarihli Üçüncü Cenevre Sözleşmesi'ne göre, uluslararası bir silahlı çatışma sırasında düşman eline geçen düzenli ordu mensupları veya devlet yetkilileri "savaş esiri" statüsünde sayılıyor. Eğer Maduro'nun bu statüsü kabul edilirse, ABD yasalarına göre "uyuşturucu kaçakçısı" olarak değil, uluslararası hukuka göre bir "askeri tutsak" olarak muamele görmesi gerekecek. Bu durum, onun adi suçlardan yargılanmasını engelleyebileceği gibi, çatışma durumu sona erdiğinde serbest bırakılmasını da gündeme getirebilir.

Washington'ın "Kolluk Operasyonu" Israrı

ABD yönetimi ise Maduro'nun bu hamlesini boşa çıkarmak için operasyonu bir "savaş" eylemi olarak değil, "kolluk kuvveti operasyonu" olarak tanımlamaya özen gösteriyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Amerikan basınına verdiği demeçlerde Washington'ın tezini netleştirdi: "Biz uyuşturucu kaçakçılığı yapan örgütlere karşı savaştayız. Bu, Venezuela devletine karşı açılmış bir savaş değildir."

Beyaz Saray, operasyonu Kongre onayı gerektirmeyen ve savaş ilanı sayılmayan "hassas bir polis operasyonu" çerçevesine oturtarak, Cenevre Sözleşmeleri'nin devreye girmesini engellemeye çalışıyor. ABD'nin stratejisi, Maduro'yu meşru bir devlet başkanı veya asker olarak değil, uluslararası bir suç örgütünün lideri olarak yargılamak üzerine kurulu.

Noriega Davası ve %%ENTITY:655272c8-24c0-4b9e-97e4-c9ad2f95848b:Guantanamo%% Gölgesi

Hukukçular, yaşanan sürecin 1990 yılında Panama lideri Manuel Noriega'nın ABD tarafından devrilip yargılandığı dava ile büyük benzerlikler taşıdığına dikkat çekiyor. Noriega da benzer şekilde savaş esiri olduğunu iddia etmiş, mahkum edilmesine rağmen bir federal yargıç tarafından "savaş esiri" statüsünde olduğuna ve cezaevinde bu haklardan yararlanması gerektiğine hükmedilmişti.

Öte yandan, ABD'nin "savaş esiri" statüsünü reddederek tutukluları belirsiz bir statüde tutma pratiği yabancı değil. 11 Eylül sonrası Guantanamo'da tutulanlar için "yasa dışı savaşçı" terimini kullanan Washington, bu kişileri ne sivil mahkemelerde yargılamış ne de Cenevre Sözleşmesi korumasından yararlandırmıştı. Maduro vakasında ise ABD, "yasa dışı savaşçı" yerine doğrudan "kriminal suçlu" tanımını kullanarak devlet başkanlığı dokunulmazlığını tamamen yok sayma yoluna gidiyor.

Diplomatik Dokunulmazlık Tartışması

Davanın bir diğer boyutu ise "Devlet Başkanı Dokunulmazlığı" ilkesi. Uluslararası teamül hukukuna göre, görevdeki devlet başkanları başka bir ülkenin yargı yetkisinden muaftır. Maduro, "Hala başkanım" diyerek bu mutlak dokunulmazlığa atıf yapıyor.

New York'taki mahkeme süreci, sadece bir liderin yargılanması değil, ABD'nin kendi ulusal yasalarını uluslararası hukukun üzerinde tutup tutamayacağının da küresel bir testi niteliğinde. Maduro'nun "savaş esiri" çıkışı, mahkeme salonundaki teknik bir savunmadan öte, Washington'ın operasyonunun meşruiyetine yönelik siyasi bir meydan okuma olarak kayıtlara geçti.