15 Ocak 2026 Perşembe
Haber

Monroe Doktrini'nin Gölgesinde: ABD'nin Venezuela Hamlesi ve Latin Amerika'nın Kanlı Hafızası

Washington yönetiminin Venezuela'ya yönelik askeri müdahale adımları, kıta genelinde derin endişe yarattı. Bu gelişme, 1823 Monroe Doktrini'nden bu yana ABD'nin "arka bahçesi" olarak gördüğü Latin Amerika'daki darbe, işgal ve rejim değişikliği sicilini yeniden gündeme taşıdı.

Paylaş:
Monroe Doktrini'nin Gölgesinde: ABD'nin Venezuela Hamlesi ve Latin Amerika'nın Kanlı Hafızası

Washington yönetiminin Venezuela'ya yönelik askeri müdahale adımları, kıta genelinde derin endişe yarattı. Bu gelişme, 1823 Monroe Doktrini'nden bu yana ABD'nin "arka bahçesi" olarak gördüğü Latin Amerika'daki darbe, işgal ve rejim değişikliği sicilini yeniden gündeme taşıdı.

BUGÜNKÜ HABERLER / DIŞ HABERLER SERVİSİ

ABD'nin Venezuela'da yönetimi değiştirme hedefiyle attığı son askeri ve siyasi adımlar, Latin Amerika'da tarihin tozlu ve kanlı sayfalarının yeniden açılmasına neden oldu. Washington'ın Caracas yönetimine karşı "askeri seçeneklerin masada olduğu" yönündeki tavrı ve sahada attığı somut adımlar, bölge halkları için hiç de yabancı olmayan bir senaryoyu hatırlatıyor. Karayipler'den Güney Amerika'nın en ucuna kadar uzanan bu tarihsel hafıza, ABD'nin 200 yıldır sürdürdüğü dış politika doktrininin bir yansıması olarak okunuyor.

200 Yıllık "Arka Bahçe" Politikası

Mevcut krizi anlamak için Washington'ın kıtaya bakışını şekillendiren temel doktrine inmek gerekiyor. 1823 yılında ABD Başkanı James Monroe tarafından ilan edilen ve tarihe "Monroe Doktrini" olarak geçen politika, "Amerika Amerikalılarındır" sloganıyla yola çıkmıştı. Başlangıçta Avrupalı sömürgeci güçlerin kıtaya müdahalesini önlemeyi amaçlayan bu doktrin, zamanla ABD'nin Latin Amerika ülkelerinin iç işlerine, ekonomilerine ve siyasi yapılarına doğrudan müdahale etmesinin meşruiyet aracı haline dönüştü.

Theodore Roosevelt'in 20. yüzyılın başında bu doktrine eklediği "Sopa Politikası" (Big Stick) ile birlikte ABD, kıtada "uluslararası polis gücü" rolünü üstlendi. Bugün Venezuela'da yaşananlar, siyasi analistlere göre bu uzun tarihsel zincirin son halkasını oluşturuyor.

Darbeler ve İşgaller Tarihi

ABD'nin Venezuela hamlesi, bağımsız gözlemciler tarafından izole bir olaydan ziyade, sistematik bir politikanın devamı olarak değerlendiriliyor. İşte Washington'ın kıtada hafızalara kazınan bazı kritik müdahaleleri:

Meksika'nın Parçalanması (1846-1848): ABD'nin güneye doğru genişleme politikası sonucunda çıkan savaşta Meksika, topraklarının yarısından fazlasını (bugünkü Teksas, Kaliforniya, Arizona ve New Mexico) ABD'ye bırakmak zorunda kaldı.

Guatemala ve Muz Cumhuriyeti (1954): Soğuk Savaş'ın en çarpıcı örneklerinden biri Guatemala'da yaşandı. Toprak reformu yaparak Amerikan şirketi United Fruit Company'nin çıkarlarını zedeleyen demokratik yollarla seçilmiş lider Jacobo Arbenz, CIA tarafından organize edilen bir darbeyle devrildi. Bu müdahale, bölgede on yıllar sürecek iç savaşların fitilini ateşledi.

Domuzlar Körfezi ve Küba (1961): Fidel Castro liderliğindeki devrimi yıkmak isteyen Kennedy yönetimi, CIA tarafından eğitilen sürgündeki Kübalıları adaya çıkardı. Başarısızlıkla sonuçlanan bu girişim, ABD'nin bölgedeki rejim değiştirme operasyonlarının sembolü haline geldi.

Şili'de Demokrasinin Yıkılışı (1973): Latin Amerika tarihinin en travmatik olaylarından biri Şili'de gerçekleşti. Seçimle işbaşına gelen sosyalist lider Salvador Allende, ABD'nin desteklediği General Augusto Pinochet liderliğindeki askeri darbeyle devrildi. Sonrasında kurulan askeri cunta döneminde binlerce kişi hayatını kaybetti veya kaybedildi.

Grenada İşgali (1983): Karayipler'deki küçük bir ada ülkesi olan Grenada, sol eğilimli bir hükümetin başa geçmesi ve havaalanı inşaatı gerekçe gösterilerek ABD deniz piyadeleri tarafından doğrudan işgal edildi.

Panama Müdahalesi (1989): Daha önce CIA ile yakın ilişkileri bulunan ancak sonradan Washington ile ters düşen Panama lideri Manuel Noriega'yı devirmek için ABD, başkent Panama City'i bombalayarak ülkeyi işgal etti. Operasyon, binlerce sivilin ölümü ve Noriega'nın tutuklanıp ABD'ye götürülmesiyle sonuçlandı.

Venezuela: Tarihin Tekerrürü mü?

Yakın tarihe bakıldığında Venezuela, ABD'nin hedefindeki ilk ülke değil. 2002 yılında Hugo Chavez'e karşı gerçekleştirilen ve kısa sürede başarısız olan darbe girişiminde de Washington'ın parmağı olduğu uluslararası kamuoyunda geniş yer bulmuştu.

Bugün gelinen noktada, ekonomik yaptırımlar, diplomatik izolasyon ve son olarak askeri müdahale tehdidi; uzmanlara göre "Monroe Doktrini 2.0" olarak adlandırılabilecek bir sürecin işlediğini gösteriyor. Bölgedeki sol eğilimli hükümetler ve tarihçiler, ABD'nin "demokrasi ve insan hakları" söyleminin ardında, enerji kaynaklarının kontrolü ve jeopolitik hakimiyet arzusunun yattığını savunuyor.

Venezuela krizi, sadece Caracas ile Washington arasında bir gerilim değil, aynı zamanda Kuzey'in Güney üzerindeki iki asırlık hegemonyasının devam edip etmeyeceğinin de bir testi niteliğinde.