Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı adına Mimar Sinan tarafından inşa edilen ve "İskele Camisi" olarak da bilinen yapı, hem denizden esen rüzgarlara karşı geliştirdiği özgün mimari çözümleri hem de İstanbul silüetindeki zarif duruşuyla asırlardır kentin simgelerinden biri olmayı sürdürüyor.
BUGÜNKÜ HABERLER / İSTANBUL
İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında, kıtalar arası yolculukların başladığı noktada yükselen Mihrimah Sultan Camisi, Mimar Sinan’ın dehasını ve Osmanlı estetiğini yüzyıllardır sergilemeye devam ediyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına 1540’lı yıllarda inşa ettirilen bu anıtsal yapı, sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda Üsküdar’ın kimliğini oluşturan en önemli tarihsel miraslardan biri olarak öne çıkıyor.
Boğaz Rüzgarına Karşı Çift Revaklı Koruma
Halk arasında, bulunduğu konum nedeniyle "İskele Camisi" olarak da adlandırılan yapı, Mimar Sinan’ın "çıraklık eserim" dediği Şehzade Camisi ile eş zamanlı bir dönemde hayat buldu. Ancak Sinan, Üsküdar’ın coğrafi şartlarını dikkate alarak bu yapıda sıra dışı bir mimari çözüm geliştirdi.
Deniz kıyısında ve dar bir alanda inşa edilmesi, ayrıca Boğaz’dan gelen sert rüzgarlara açık olması nedeniyle klasik revaklı avlu düzeni yerine farklı bir form uygulandı. Yapının giriş bölümünde, şadırvanı da içine alacak şekilde tasarlanmış, ahşap çatılı ikinci bir son cemaat yeri inşa edildi. Bu "çift revak" sistemi, hem cemaati sert rüzgarlardan koruyan bir kalkan görevi görüyor hem de yoğun zamanlarda ibadet için ek bir alan sağlıyor.
Asimetrik Kubbe Düzeni ve "Lebiderya" Tasarım
Mimar Sinan, Mihrimah Sultan Camisi’nde merkezi kubbeyi üç yönden yarım kubbelerle desteklerken, Boğaz’a bakan cephede bu kuralı bozdu. Denize bakan yöne yarım kubbe yerleştirmeyen Sinan, bu sayede yapının iç mekanını doğrudan Boğaz manzarasına açtı. Uzmanlar bu tercihi, caminin "lebiderya" (deniz kenarı) konumunu vurgulayan ve yapıyı Boğaz’a nazır kılan bilinçli bir tasarım hamlesi olarak yorumluyor.
Sosyal Hayatın Merkezi
Mihrimah Sultan Külliyesi, sadece camiden ibaret bir yapı grubu değil. Dönemin sosyal devlet anlayışının bir yansıması olarak külliye bünyesinde; medrese, sıbyan mektebi, imarethane, han, su yolları ve çeşme gibi unsurlar da yer alıyor.
Günümüzde külliyenin parçaları farklı işlevlerle kamusal hizmete devam ediyor. 16 hücreli medrese bölümü sağlık merkezi olarak kullanılırken, sıbyan mektebi ise çocuk kütüphanesi olarak bölge halkına hizmet veriyor. Tarih boyunca Anadolu’dan İstanbul’a gelen yolcuların ilk karşılaştığı yapı olan cami, etrafındaki sosyal donatılarla yüzyıllar boyunca bir çekim merkezi olmayı başardı.
Ramazan’ın Habercisi
Üsküdar’ın simgesi olan cami, özellikle Ramazan aylarında tarihi bir geleneği de yaşatıyor. Çift minaresi arasına asılan mahyalar, İstanbul’un karşı kıyısından dahi izlenebilen görsel bir şölen sunuyor. Osmanlı döneminde kandillerle donatılan ve iftar vakitlerinde şerbetlerin dağıtıldığı bu tarihi meydan, günümüzde de manevi atmosferin en yoğun hissedildiği noktaların başında geliyor.
Atik Valide Camisi gibi Üsküdar’ın sırtlarında yer alan eserlerin aksine, kıyı şeridinin en hâkim noktasında duran Mihrimah Sultan Camisi, Mimar Sinan’ın topoğrafyayı mimariye nasıl entegre ettiğinin en somut kanıtı olarak varlığını sürdürüyor.