1 Mart 2026 Pazar
Haber

"Kıdemli Yüzbaşı" İken "Er" Olarak Atıldı, Albay Olarak Döndü: 28 Şubat’ın Tanığı İbrahim Keleş Konuştu

Postmodern darbe sürecinde eşinin başörtüsü nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) en alt rütbeye indirilerek ihraç edilen emekli Albay İbrahim Keleş, yaşadığı "kıyım" dolu yılları ve iadeiitibar sürecini Bugünkü Haberler'e anlattı. Keleş, "Beni er seviyesine indirenler mahkum oldu, ben ise Albay olarak döndüm. Bu ilahi adaletin tecellisidir" dedi.

Paylaş:
"Kıdemli Yüzbaşı" İken "Er" Olarak Atıldı, Albay Olarak Döndü: 28 Şubat’ın Tanığı İbrahim Keleş Konuştu

Postmodern darbe sürecinde eşinin başörtüsü nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) en alt rütbeye indirilerek ihraç edilen emekli Albay İbrahim Keleş, yaşadığı "kıyım" dolu yılları ve iadeiitibar sürecini Bugünkü Haberler'e anlattı. Keleş, "Beni er seviyesine indirenler mahkum oldu, ben ise Albay olarak döndüm. Bu ilahi adaletin tecellisidir" dedi.

Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat süreci, üzerinden yıllar geçmesine rağmen mağdurların hafızasındaki tazeliğini koruyor. O dönemde binlerce kamu görevlisinin hayatını altüst eden "cadı avı", en sert yüzünü Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde gösterdi. Mesleki başarıları ve disipliniyle takdir toplayan subaylar, yalnızca eşlerinin kılık kıyafeti veya dini hassasiyetleri gerekçe gösterilerek ordudan uzaklaştırıldı. Bu isimlerden biri olan emekli Albay İbrahim Keleş, kıdemli yüzbaşı rütbesindeyken "piyade er" statüsüne indirilerek ihraç edildiği o karanlık günleri anlattı.

1997’den Önce Başlayan Fişleme

Kamuoyunda 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarıyla özdeşleşen sürecin, aslında TSK içinde çok daha önce başladığını belirten İbrahim Keleş, baskıların 1993 yılında hissedilir hale geldiğini söyledi. Keleş, o yıl görevli personelden eş ve 12 yaşından büyük çocukların fotoğraflarının istendiğini, bu uygulamanın açık bir fişleme amacı taşıdığını ifade etti.

Keleş, o günleri şöyle aktardı: "Bazı arkadaşlarımız eşlerinin başı açık fotoğraflarını verdi, ben vermedim. Öğretmen sınıfında olmama rağmen 1994 yılında Gaziantep'e, kıtaya sürgün edildim. Orada Kurmay Başkanı bana açıkça, 'Neden buraya sürüldüğünü biliyorsun. Hanımefendiye söyle başörtüsünü açsın' dedi. Ben de 'İnsan onuru ve şerefiyle vardır. Maaş veriyorsunuz diye her istediğinizi yaptıramazsınız, o zaman ihraç edin' cevabını verdim."

"Şehit Eşini Bile İçeri Almadılar"

Bu diyaloğun ardından geçen beş yılın her Yüksek Askeri Şura (YAŞ) döneminde ihraç edilme korkusuyla yaşadığını belirten Keleş, sadece kendisinin değil, ailesinin de ağır bir psikolojik baskı altına alındığını dile getirdi. Eşinin öğretmenlik yaptığı okula giderken dahi askeri lojman nizamiyesinden geçişine izin verilmediğini anlatan Keleş, uygulanan yasağın insanlık dışı boyutlara ulaştığına dikkat çekti.

Keleş, tanık olduğu en acı olayı şu sözlerle paylaştı: "Çocuğumun 60 yaşındaki bakıcısının bile içeri girmesine müsaade edilmedi. Ancak en ağırı, şehit olan bir uzman çavuşumuzun eşinin, başörtülü olduğu gerekçesiyle revire alınmaması ve nizamiyeden içeri sokulmamasıydı."

Başarı Belgesi ve İhraç Kararı Aynı Masada

İhraç edilmeden kısa süre önce kendisine Personel Şube Müdürü imzalı bir tebligat ulaştığını belirten Keleş, belgede "Disiplin ve çalışkanlığınız takdir edilmekle birlikte, eşinizin 'tesettür denilen acayip kıyafeti' taşımaktaki ısrarı nedeniyle hakkınızda şüphe oluşmuştur" ifadelerinin yer aldığını söyledi.

Keleş, meslek hayatının en trajik anını ise şöyle özetledi: "İhraç edilmeden hemen önce bir görevdeki başarımdan dolayı takdir belgesi almıştım. Masamın bir tarafında o takdir belgesi duruyordu, diğer tarafında ise 'piyade er' olarak ihraç edildiğimi bildiren belge. Kıdemli yüzbaşıyken, binbaşı olmama ramak kala, tüm özlük haklarım, rütbelerim ve geçmişim silinerek er statüsünde kapının önüne konuldum."

Deprem, İşsizlik ve Geri Dönüş

Ordudan atıldıktan sonra ailesiyle İstanbul'a taşınan Keleş, sivil hayatta da "sakıncalı personel" damgasıyla mücadele etti. 17 Ağustos 1999 depremine sığınacak bir evi olmadan yakalandıklarını belirten emekli Albay, uzun süre iş bulamadığını, bulduğu işlerden ise ertesi gün gizli ellerin müdahalesiyle çıkarıldığını ifade etti. Keleş, 2011 yılına kadar gazetecilik yaparak geçimini sağladı.

2011 yılında çıkarılan 6191 sayılı kanunla TSK'ya dönme hakkı kazanan İbrahim Keleş, iadeiitibar sürecinin kendisi için manevi bir tatmin olduğunu vurguladı. 2018 yılında 28 Şubat davasının sonuçlanmasıyla tarihi bir yüzleşme yaşandığını belirten Keleş, sözlerini şöyle tamamladı:

"Mahkeme, o dönem darbe teşebbüsünde bulunanları müebbet hapse çarptırdı ve rütbelerini söktü. Beni 1999'da er seviyesine indiren o generaller, mahkeme kararıyla er seviyesine indi. Ben ise Albay rütbesiyle geri döndüm. İlahi adaletin tecellisine bizzat şahit oldum."