ABD'nin Bağdat'ta düzenlediği suikastın üzerinden altı yıl geçerken, Kasım Süleymani'nin inşa ettiği "Direniş Ekseni" stratejisi, özellikle Suriye'deki son gelişmelerle birlikte en zorlu dönemini yaşıyor.
ABD ordusuna ait silahlı insansız hava araçlarının, 3 Ocak 2020 gecesi Bağdat Havalimanı yakınlarında düzenlediği saldırı, Orta Doğu'nun yakın tarihindeki en kritik kırılma noktalarından biri olarak kayıtlara geçmişti. İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü'nün komutanı General Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin üzerinden tam altı yıl geçti. Süleymani, sadece askeri bir komutan değil, Tahran'ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'e uzanan nüfuz alanının baş mimarı olarak kabul ediliyordu. Ancak aradan geçen süreçte, Süleymani'nin şahsi karizması ve saha hakimiyetiyle ayakta tuttuğu bölgesel ağda derin çatlaklar oluştu.
Bağdat'ta O Gece Ne Oldu?
Dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın doğrudan talimatıyla gerçekleştirilen operasyon, 3 Ocak 2020 Cuma günü yerel saatle 01.20 sularında gerçekleşti. Bölgesel diplomasi trafiği kapsamında, dönemin Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi'nin davetiyle Bağdat'a gelen Süleymani'nin konvoyu, havalimanından ayrıldığı sırada füzelerle hedef alındı.
Saldırıda Süleymani'nin yanı sıra, İran'ın Irak'taki en önemli müttefiklerinden Haşdi Şabi Heyeti Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis de hayatını kaybetti. Toplam 10 kişinin öldüğü suikast, Washington ve Tahran hattındaki gerilimi sıcak çatışma eşiğine getirdi. ABD yönetimi, Süleymani'yi bölgedeki Amerikan diplomatlarına ve askerlerine yönelik saldırı planlamakla suçlarken, İran bu hamleyi "devlet terörü" ve "savaş ilanı" olarak nitelendirdi.
Karşılıklı Hamleler ve Trajik Hata
Süleymani'nin ölümü, İran'da büyük bir öfke dalgasına ve intikam yeminlerine yol açtı. Tahran yönetimi, suikasta cevaben 8 Ocak 2020'de ABD'nin Irak'taki Ayn el-Esed ve Erbil üslerini balistik füzelerle vurdu. Bu saldırılarda can kaybı yaşanmazken, 100'den fazla ABD askerine "travmatik beyin hasarı" teşhisi konulduğu daha sonra Pentagon tarafından doğrulandı.
Ancak misilleme gecesi, dünya tarihine geçen trajik bir hataya da sahne oldu. Tahran İmam Humeyni Havalimanı'ndan kalkan Ukrayna Hava Yolları'na ait yolcu uçağı, İran hava savunma sistemleri tarafından "seyir füzesi" sanılarak vuruldu. Olayda 176 sivil hayatını kaybederken, İran Genelkurmay Başkanlığı günler sonra uçağın "insani hata" sonucu düşürüldüğünü itiraf etmek zorunda kaldı. Ayrıca Süleymani'nin Kirman'daki cenaze töreninde yaşanan izdihamda 56 kişi yaşamını yitirdi.
"Direniş Ekseni"nin Çöküşü ve Yeni Gerçeklik
Süleymani'nin yokluğu, İran'ın bölgesel güç projeksiyonunda yeri doldurulamaz bir boşluk yarattı. Halefi İsmail Kaani döneminde Kudüs Gücü, Süleymani'nin kurduğu kişisel ilişkiler ağı ve merkezi koordinasyon yeteneğini sürdürmekte zorlandı.
Özellikle Aralık 2024'te Suriye'de Beşşar Esed rejiminin devrilmesi, Süleymani'nin on yıllardır ilmek ilmek dokuduğu stratejinin çöküşü anlamına geldi. Tahran'ın Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut hattı üzerinden Akdeniz'e ulaşan "lojistik köprüsü" koptu. Suriye sahasındaki İran üslerinin, mühimmat depolarının ve milis ağlarının dağılması, Hizbullah'a giden ikmal yollarını da büyük ölçüde kesti.
Altıncı yıldönümünde tablo, Süleymani döneminden çok farklı bir bölgesel gerçekliği işaret ediyor. Bir zamanlar tek bir merkezden yönetilen "Direniş Ekseni", bugün Irak, Lübnan ve Yemen'de birbirinden kopuk, lojistik desteği zayıflamış ve savunma pozisyonuna geçmiş parçalı bir yapı görünümü veriyor. Süleymani'nin şahsi nüfuzuyla kurulan denklemin, onun yokluğunda ve değişen jeopolitik şartlarda sürdürülebilirliğinin kalmadığı, sahadaki somut gelişmelerle doğrulanıyor.