İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, devam eden ateşkes görüşmelerinde gündeme gelen Hizbullah'ın silahsızlandırılması tartışmalarına yanıt vererek, Tahran ile direniş güçlerinin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı. Kalibaf, ABD ile sağlanan mutabakatların Lübnan'ı da kapsadığını belirterek Washington yönetimine anlaşmalara uyma çağrısında bulundu.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bölgesel ateşkes arayışları ve Hizbullah'ın geleceğine dair uluslararası kamuoyunda yürütülen tartışmalara ilişkin resmi tutumlarını netleştiren açıklamalarda bulundu. Kalibaf, ateşkes müzakereleri kapsamında Hizbullah'ın silahsızlandırılması yönündeki taleplerin gerçekçi olmadığını belirterek, İran ve Hizbullah arasındaki bağın konjonktürel bir ittifakın ötesinde olduğunu ifade etti.
Bölgesel gerilimin düşürülmesi amacıyla yürütülen diplomatik süreçlere değinen Kalibaf, "İran ile direniş cephesi, ister savaş koşullarında isterse ateşkes döneminde olsun, tek ve ayrılmaz bir bütündür" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Tahran yönetiminin Lübnan'daki müttefikine yönelik diplomatik ve stratejik kalkanını sürdüreceğinin en net göstergelerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Kalibaf'ın açıklamalarının merkezinde, Tahran ile Washington arasında yürütülen dolaylı görüşmeler ve varılan ateşkes mutabakatlarının kapsamı yer aldı. Söz konusu ateşkesin yalnızca belirli coğrafi sınırlarla sınırlı kalmadığını, Lübnan'ı ve dolayısıyla Hizbullah'ı da kapsayan geniş bir çerçeveye oturduğunu savunan Meclis Başkanı, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu genişletilmiş anlaşma zeminine sadık kalması gerektiğini vurguladı.
Uluslararası aktörlerin Lübnan'da kalıcı bir sükunet için Hizbullah'ın askeri kapasitesinin sınırlandırılması veya tamamen silahsızlandırılması yönündeki baskıları bir süredir diplomatik masanın ana gündem maddelerinden birini oluşturuyordu. İran kanadından en üst düzey yasama makamı aracılığıyla gelen bu son çıkış, Tahran'ın müzakere masasında Hizbullah'ın askeri varlığını bir taviz konusu olarak görmediğini ve grubun statüsünün İran'ın ulusal güvenlik doktriniyle eşdeğer tutulduğunu bir kez daha teyit etmiş oldu.