İran, bölgesel çatışmaların gölgesinde Hürmüz Boğazı'nı yalnızca askeri bir koz olarak değil, gemilerden geçiş ücreti talep ederek devasa bir ekonomik gelir kapısı ve yaptırımları delme aracı olarak kullanmaya başladı.
ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmaların ardından İran, dünyanın en kritik enerji koridorlarından biri olan Hürmüz Boğazı'na yönelik stratejisinde radikal bir değişikliğe gitti. Tahran yönetimi, boğazı ticari ve askeri geçişlere kısıtlayarak sadece askeri bir misilleme yapmanın ötesine geçti. Yeni stratejinin temelini, geçiş yapan gemilerden talep edilen yüksek ücretler ve uluslararası ticareti doların tekelinden çıkarma çabaları oluşturuyor.
Küresel petrol ve doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin yapıldığı Hürmüz Boğazı'ndan günde yaklaşık 20 milyon varil enerji kaynağı geçiyor. Krizin ilk aşamasında sadece ABD ve İsrail gemilerine kapatılan boğaz, daha sonra tüm gemileri kapsayacak şekilde daraltıldı. Ancak Tahran; Türkiye, Çin, Rusya, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin belirli sayıdaki gemilerine geçiş izni vererek diplomatik bir esneklik de sergiliyor.
Geçiş Başına 2 Milyon Dolar ve Yuan Talebi
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizin en dikkat çekici boyutu ise İran'ın geçişleri ticari bir faaliyete dönüştürme girişimi oldu. Gelen bilgilere göre, İran yönetimi güvenli geçiş için gemi başına yaklaşık 2 milyon dolar ücret talep ediyor. Bu rakam üzerinden yapılan hesaplamalar, Tahran'ın aylık 800 milyon doları aşan bir ek gelir elde edebileceğini gösteriyor. Söz konusu meblağ, ağır yaptırımlar altındaki ülkenin aylık petrol gelirlerinin yüzde 15'inden fazlasına denk geliyor.
İran'ın ekonomik hamlesi sadece ücret tahsiliyle sınırlı kalmıyor. İddialara göre geçiş ücretlerinin ABD doları yerine Çin yuanı üzerinden talep edilmesi, hem ABD'nin küresel finansal hegemonyasına bir başkaldırı hem de yaptırımları aşma çabası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel Çözüm Arayışları ve İslamabad Zirvesi
Krizin derinleşmesi üzerine bölge ülkeleri arabuluculuk ve çözüm yolları geliştirmek için harekete geçti. Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan'ın katılımıyla İslamabad'da gerçekleştirilen zirvede, küresel ekonomiyi derinden sarsma potansiyeli taşıyan kriz masaya yatırıldı. İran'ın Türkiye ve Pakistan gemilerine geçiş kolaylığı sağlaması, bu ülkelerin boğazdaki krizin çözümünde müzakereci bir rol üstlenebileceğine dair işaretler veriyor.
Uluslararası Hukuk ve Egemenlik Tartışmaları
Tahran, mevcut kısıtlamaları kalıcı ve yasal bir zemine oturtmak için diplomatik pazarlıklarını da sürdürüyor. ABD'nin boğazın kayıtsız şartsız açılmasını öngören 15 maddelik talebine karşılık İran, Hürmüz üzerindeki egemenliğinin resmen tanınmasını içeren 5 maddelik bir karşı teklif sundu.
İran'ın boğazı millileştirme ve geçişleri ücrete bağlama girişimi uluslararası hukukta yoğun tartışmalara neden oluyor. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre bu tür uluslararası boğazlar "geçiş serbestisi" rejimine tabi bulunuyor ve kıyı devletlerinin keyfi sınırlamalar getirmesi veya geçişlerden ücret talep etmesi hukuka aykırı kabul ediliyor. Ancak yaptırımların kıskacındaki İran'ın, uluslararası kurallardan ziyade fiili gücünü bir "stratejik zorlayıcılık" aracı olarak kullanmaya devam edeceği öngörülüyor. Bölgedeki bu gelişmeler, geçici bir krizin ötesinde küresel enerji güvenliği ve jeopolitik dengelerin yeniden yazıldığı yapısal bir dönüşüm olarak tarihe geçmeye hazırlanıyor.