Uluslararası hukuk uzmanları, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik olası askeri harekatlarında sivil altyapıyı, hastaneleri ve eğitim kurumlarını hedef almasının Cenevre Sözleşmeleri’nin açık ihlali olacağı ve savaş suçu teşkil edeceği konusunda uyarıyor.
Uluslararası hukuk çevreleri ve insan hakları savunucuları, Orta Doğu'da tırmanan gerilim ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik olası saldırı senaryolarını hukuki düzlemde mercek altına aldı. Bölgedeki askeri hareketliliğin sivil nüfus üzerindeki potansiyel yıkıcı etkilerini değerlendiren hukukçular, operasyonlarda "ayrım gözetme ilkesi"ne uyulmamasının uluslararası insancıl hukuk açısından ağır sonuçlar doğuracağına dikkat çekiyor.
Uzmanlar, askeri hedefler ile sivil unsurların kesin çizgilerle ayrılmasının zorunlu olduğunu, aksi takdirde yaşanacak sivil kayıpların meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemeyeceğini vurguluyor.
Cenevre Sözleşmeleri ve Sivillerin Dokunulmazlığı
Hukukçuların üzerinde durduğu en temel nokta, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokollerin getirdiği koruma kalkanı. Uzmanlara göre, bir çatışma durumunda tarafların saldırılarını yalnızca askeri hedeflere yöneltmesi gerekiyor. Bu bağlamda, okullar, hastaneler, ibadethaneler ve sivil yerleşim birimlerinin doğrudan hedef alınması veya bu bölgelere "orantısız güç" kullanılması, uluslararası hukukun en temel prensiplerinden biri olan "sivillerin korunması" ilkesini yerle bir ediyor.
Hukukçular, sivil altyapının hedef alınmasının sadece bir "yan hasar" (collateral damage) olarak açıklanamayacağını, sistematik saldırıların Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) yetki alanına giren savaş suçları kapsamına girebileceğini belirtiyor.
"Meşru Müdafaa Sınırsız Değildir"
Tartışmaların odağında, devletlerin BM Şartı'nın 51. maddesi uyarınca sahip olduğu "meşru müdafaa" hakkının sınırları yer alıyor. Hukukçular, meşru müdafaa hakkının devletlere sivilleri hedef alma yetkisi vermediğinin altını çiziyor.
Uzman görüşlerine göre, bir saldırının hukukiliği sadece "neden" yapıldığına (jus ad bellum) değil, "nasıl" icra edildiğine (jus in bello) de bağlı. Bu çerçevede, İran'a yönelik olası bir hava saldırısında yoğun nüfuslu bölgelerin veya hayati sivil altyapının vurulması, askeri gereklilik ile açıklanamayacak düzeyde sivil kayıplara yol açabilir. Hukukçular, su ve elektrik şebekeleri gibi halkın hayatta kalması için elzem olan tesislerin tahrip edilmesinin de toplu cezalandırma anlamına gelebileceği uyarısında bulunuyor.
Uluslararası Topluma Sorumluluk Çağrısı
Hukukçular, sadece saldıran tarafların değil, bu saldırılara destek veren veya sessiz kalan diğer devletlerin de uluslararası hukuk önünde sorumluluk taşıyabileceğini hatırlatıyor. Cenevre Sözleşmeleri'ne taraf olan tüm devletlerin, sözleşme hükümlerine uyulmasını sağlama yükümlülüğü bulunduğuna işaret ediliyor.
Uzmanlar, olası bir çatışmada sivil kayıpların önlenmesi için uluslararası mekanizmaların ve denetim organlarının şimdiden harekete geçmesi gerektiğini, aksi halde bölgede telafisi mümkün olmayan bir insani krizin ve hukuksuzluğun kapısının aralanacağını belirtiyor.