Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da okullarda peş peşe yaşanan silahlı saldırılar, gençler arasındaki şiddet sarmalını yeniden tartışmaya açtı. Uzmanlar; aile içi iletişimsizlik, akran zorbalığı, sosyal dışlanma ve medyadaki şiddet güzellemesinin çocukları saldırganlığa ittiği konusunda uyarıyor.
Son dönemde eğitim kurumlarında meydana gelen şiddet olayları, gençlerin ve çocukların neden bu tür eylemlere yöneldiği sorusunu gündeme taşıdı. Psikiyatri, psikoloji ve sosyoloji alanındaki uzmanlar, okullardaki şiddetin bir anda ortaya çıkmadığını, öncesinde mutlaka sinyaller verdiğini belirterek hem ailelere hem de eğitimcilere kritik uyarılarda bulunuyor.
Uzman değerlendirmelerine göre; aile içinde erken yaşta şiddete tanık olmak, okulda yaşanan akran zorbalığı, sosyal izolasyon ve medyanın şiddeti olağanlaştıran dili, gençlerin zihninde şiddeti meşrulaştırıyor.
"Şiddet Görünmez Değildir, Önceden Sinyal Verir"
Okullardaki saldırganlık vakalarının ani bir patlamadan ziyade adım adım gelişen bir süreç olduğuna dikkat çeken psikiyatri uzmanları, şiddet eğilimi sergileyen gençlerin büyük bir kısmının önceden ipuçları verdiğini belirtiyor. Sosyal geri çekilme, yoğun öfke, tehditkar bir dil kullanma ve kurallara karşı aşırı isyan, bu sürecin en belirgin habercileri arasında yer alıyor.
Özellikle sosyal dışlanma yaşayan ve aidiyet duygusunu kaybeden gençlerin, toplumda veya kendi gruplarında görünür olmak ve varlıklarını kanıtlamak amacıyla şiddete başvurduğu ifade ediliyor. Bu noktada, çocukların dijital ortamda veya günlük yaşamda tükettikleri içeriklerin yakından takip edilmesi büyük önem taşıyor. Sosyal medyada bazı rol modellerin şiddeti estetik bir kılıfa sokması, gençlerin bu davranışları normalleştirmesine ve hatta popülerlik aracı olarak görmesine yol açabiliyor.
Sosyal İzolasyon ve Kopyalama Etkisi
Çocuk ve ergen psikiyatristleri, ergenlik dönemindeki bireylerin dışlanmaya karşı son derece hassas olduklarının altını çiziyor. Bir grubun veya sistemin dışında bırakılmak, gençlerde yoğun bir öfke birikimine ve saldırganlığa zemin hazırlıyor.
Peş peşe yaşanan okul saldırılarında kopyalama etkisinin de devrede olduğu vurgulanıyor. Olayların medyada bir aksiyon filmi diliyle, sansasyonel bir biçimde sunulması, öfke kontrolü sorunu yaşayan diğer gençleri benzer eylemlere özendirebiliyor. Uzmanlar, medyanın haber dilini değiştirerek olayları dramatize etmekten ve şiddeti özendirmekten kaçınması gerektiğini savunuyor.
Toplumsal Kutuplaşma ve Aile İçi İletişim
Şiddet eğiliminin sosyolojik boyutuna da değinen uzmanlar, toplumdaki genel kutuplaşma ve öfke dilinin doğrudan gençlere yansıdığını belirtiyor. Aile içi iletişimin zayıf olması, ebeveynlerin tutarsız veya ihmalkar tavırları, çocukların duygusal ihtiyaçlarının karşılanamamasına neden oluyor.
Okullarda sadece fiziksel güvenlik önlemlerinin artırılmasının tek başına yeterli olmayacağı, asıl çözümün çocukların psikolojik dayanıklılığını artırmaktan geçtiği ifade ediliyor. Eğitim kurumlarında empati ve duygu düzenleme becerilerini geliştiren programların yaygınlaştırılması, riskli öğrencilerin erken tespit edilerek psikolojik danışmanlık hizmetlerine yönlendirilmesi ve aile-okul işbirliğinin güçlendirilmesi, şiddetin önlenmesinde atılması gereken en acil adımlar olarak öne çıkıyor.