NASA’nın James Webb Teleskobu ile karanlık maddenin en detaylı haritasını çıkarması ve Kepler verilerinde gizlenen Dünya benzeri yeni bir gezegenin keşfi, Ocak ayında bilim dünyasında heyecan yarattı.
Bilim dünyası, 2026 yılına evrenin derinliklerinden gelen çarpıcı haberlerle başladı. Ocak ayı, hem kozmosun görünmez yapısını anlamaya yönelik devrim niteliğinde adımlara hem de insanlığın en eski sanat eserlerinden birinin keşfine sahne oldu. Özellikle James Webb Uzay Teleskobu’nun sağladığı veriler ve Nobel ödüllü Türk bilim insanı Aziz Sancar’ın kanser tedavisindeki yeni çalışması, ayın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
Karanlık Maddenin En Net Fotoğrafı
ABD Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), James Webb Uzay Teleskobu’nun hassas kızılötesi yeteneklerini kullanarak, evrenin yaklaşık yüzde 85’ini oluşturduğu düşünülen ancak doğrudan görülemeyen "karanlık madde"nin bugüne kadarki en yüksek çözünürlüklü haritasını oluşturdu.
Nature Astronomy dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, bu yeni harita, karanlık maddenin "normal" maddeyle (yıldızlar ve galaksiler) nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Bilim insanları, bu çalışmanın evrenin oluşum teorilerini test etmek için kritik bir veri seti sunduğunu belirtiyor. Webb ile elde edilen bu görüntü, daha önceki gözlemevlerinden elde edilen haritalara kıyasla iki kat daha keskin bir yapı sunuyor.
146 Işık Yılı Uzakta "Dünya’nın İkizi" Adayı
Gökbilimciler, NASA’nın emektar Kepler Uzay Teleskobu’nun 2017 yılındaki K2 görevi sırasında topladığı verileri yeniden analiz ederek heyecan verici bir keşfe imza attı. "HD 137010 b" adı verilen yeni bir gezegen adayı, Dünya’ya olan benzerliğiyle dikkat çekiyor.
Avustralya, İngiltere, ABD ve Danimarka’dan araştırmacıların ortak çalışmasıyla tespit edilen bu gök cismi, Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde dönüyor. Gezegen adayının öne çıkan özellikleri şunlar:
- Boyut: Dünya’dan sadece yüzde 6 daha büyük.
- Yörünge Süresi: Kendi yıldızı etrafındaki turunu 355 günde tamamlıyor (Dünya’nın 365 gününe oldukça yakın).
- Konum: 146 ışık yılı uzaklıkta yer alıyor.
- Sıcaklık: Yıldızı Güneş’ten daha sönük olduğu için yüzey sıcaklığının Mars benzeri (yaklaşık -70 santigrat derece) olabileceği düşünülüyor.
Araştırmacılar, gezegenin "yaşanabilir bölge" (goldilocks zone) sınırları içinde olma ihtimalini yüzde 50 olarak hesaplıyor. Ancak cismin kesin olarak "gezegen" statüsü kazanabilmesi için ek gözlemlere ihtiyaç duyuluyor.
Aziz Sancar’dan Beyin Tümörü Tedavisinde Umut Veren Adım
Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar ve ekibi, beyin tümörlerinin en agresif türü olan glioblastoma (GBM) tedavisine yönelik önemli bir çalışmaya imza attı. North Carolina Üniversitesi’nde yürütülen araştırmada, mevcut kemoterapi ilacı "Temozolomid" (TMZ) ile "EdU" adlı molekülün kombinasyonunun tümör baskılama etkisini artırdığı saptandı.
Deneylerde, bu kombinasyonun DNA hasar onarım mekanizmalarını hedef alarak kanserli hücrelerin ölümünü hızlandırdığı görüldü. Hem laboratuvar ortamındaki hücrelerde hem de deneklerde yapılan testler, bu yöntemin hayatta kalma oranlarına belirgin katkı sağladığını ortaya koydu.
İnsanlığın En Eski İmzası: 67 Bin Yıllık El İzi
Arkeoloji dünyası ise Endonezya’dan gelen haberle sarsıldı. Sulawesi adasındaki bir kireçtaşı mağarasında bulunan el şablonunun, en az 67 bin 800 yıl öncesine ait olduğu belirlendi.
Uluslararası bir ekibin yürüttüğü çalışmada keşfedilen bu eser, "dünyanın bilinen en eski kaya sanatı örneği" olarak kayıtlara geçti. Kırmızı aşı boyası püskürtülerek oluşturulan el izi, insanlığın soyut düşünme ve sembolik sanat yeteneğinin sanılandan çok daha eskiye dayandığını kanıtlar nitelikte.
Kıyamet Saati İlerledi: Gece Yarısına 85 Saniye
Ocak ayının düşündürücü gelişmelerinden biri ise sembolik "Kıyamet Saati"nin güncellenmesi oldu. ABD Atom Bilimcileri Bülteni, nükleer tehditler ve iklim krizi gibi varoluşsal riskleri göz önünde bulundurarak saati gece yarısına (kıyamete) 85 saniye kalaya ayarladı. Bu, saatin 1947’deki kuruluşundan bu yana insanlığın felakete en yakın olduğu an olarak tarihe geçti.
Hubble’dan Gizemli "Cloud-9" Nesnesi
Öte yandan, NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu verilerini inceleyen bir başka ekip, evrenin erken dönemlerine ait olduğu düşünülen ve "Cloud-9" olarak adlandırılan gizemli bir nesne keşfetti. Yıldız barındırmayan ancak yoğun gaz ve karanlık madde içeren bu yapının, galaksi oluşum süreçlerini anlamada kilit bir rol oynayabileceği belirtiliyor.