Kamuoyuna yeni açıklanan belgeler, Jeffrey Epstein’in sadece finans ve siyaset dünyasıyla değil, küresel güç dengelerini değiştirecek stratejik madenlerle de yakından ilgilendiğini ortaya koydu.
ABD’de Jeffrey Epstein davasına ilişkin 30 Ocak'ta erişime açılan yeni belgeler, skandalların gölgesinde kalan stratejik bir boyutu gün yüzüne çıkardı. Finansal suçlar ve istismar ağıyla tanınan Epstein’in, "yeni dönemin petrolü" olarak adlandırılan nadir toprak elementleri (REE) ve kritik madenler üzerine sistematik brifingler aldığı belirlendi. Dosyalardaki yazışmalar, Epstein’in küresel tedarik zincirindeki kırılmaları ve Çin’in bu alandaki tekelini bir yatırım fırsatı olarak değerlendirdiğini gösteriyor.
"Orta Doğu’da Petrol, Çin’de Nadir Elementler Var"
Belgelerde yer alan ve jeopolitik risk analizi formatında hazırlanan sunumlar, Epstein’in ilgisinin basit bir borsa yatırımının ötesinde olduğunu kanıtlar nitelikte. Epstein'e iletilen brifing notlarında, hibrit araçlardan füze sistemlerine kadar yüksek teknolojili üretimin ana girdisi olan 17 elementlik bu grubun stratejik önemi vurgulanıyor.
Şubat 2012 tarihli "Moğolistan’ın Büyüme Öyküsü" başlıklı raporda, küresel güç dengesi şu çarpıcı ifadeyle özetleniyor: "Orta Doğu’da petrol var, Çin’de ise nadir toprak elementleri."
Yazışmalarda, Çin’in dünya üretiminin yaklaşık yüzde 95’ini kontrol ettiği ve Pekin’in ihracat kısıtlamalarıyla fiyatları ton başına 200 bin dolar seviyelerine kadar yükseltebildiği belirtiliyor. Bu durum, Batılı yatırımcılar için büyük bir risk, ancak doğru pozisyon alanlar için "tarihi bir fırsat" olarak sunuluyor.
Moğolistan: Çin'e Karşı "Alfa" Yatırımı
İncelenen dosyalarda Moğolistan, Çin’in maden tekeline karşı en güçlü alternatif olarak öne çıkıyor. Epstein’e sunulan yatırım projeksiyonlarında, Moğolistan’ın henüz işlenmemiş bakır, uranyum, kömür ve nadir element yataklarının "küresel varlık çeşitlendirmesi için istisnai fırsatlar sunduğu" ifade ediliyor.
Raporlarda Moğolistan, "Çin’in beta’sına karşılık gelen alfa" olarak tanımlanırken, ülkenin ihracatının yüzde 92 oranında Çin’e bağımlı olması hem bir zaaf hem de üçüncü taraf ülkeler (özellikle Japonya) için bir giriş kapısı olarak değerlendiriliyor. Belgelerde Japonya’nın da nadir elementlerde Çin’e olan yüzde 96’lık bağımlılığını kırmak için Moğolistan ile hükümetlerarası temaslarını sıklaştırdığı bilgisi yer alıyor.
Steve Bannon ile "Kuşak ve Yol" Yazışması
Belgelerin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Epstein ile dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın eski stratejisti Steve Bannon arasında geçen 30 Ağustos 2018 tarihli mesajlaşmalar.
Epstein, Çin ekibiyle yaptığı görüşmelere atıfta bulunarak Pekin yönetiminin gücünü koruduğunu, ABD'nin ise "bir muhatap bulmakta zorlandığını" belirtiyor. Bannon’ın Çin’in gücüne ilişkin sorusuna Epstein’in verdiği yanıt ise maden diplomasisinin boyutlarını gözler önüne seriyor:
"Başladığımız zamanı tanımlamak lazım. Kuzey Kore ile daha güçlü bağlar... Afrika’da daha güçlüler, stratejik mineralleri satın alıyorlar. Bir Kuşak Bir Yol. Liman lojistiği. Sonunda bunları askeriye çevirecekler... Gümrük vergileri etkisiz bir olay."
Türkiye Detayı: Alternatif Kaynak Arayışı
Yazışmalarda Türkiye'nin de adı "alternatif kaynak" potansiyeliyle geçiyor. Bill Gates’in eski danışmanı Boris Nikolic tarafından Epstein’e gönderilen bir e-postada, bir yatırımcının Türkiye’de nadir element madenciliğine yönelik büyük ölçekli bir proje hazırlığında olduğu aktarılıyor.
Nikolic, Çin’in arz üzerindeki hakimiyeti nedeniyle alternatif sahaların değerinin katlanarak artacağını belirterek, "Biliyorum bu senin doğrudan ilgi alanın değil ama yine de seni bilgilendirmek istedim" notunu düşüyor.
Ayrıca İsviçreli fon yöneticisi François Rouge aracılığıyla Epstein’e, nadir elementler ve değerli metaller üzerine kurulu özel fon yapıları önerildiği de belgelerde yer alan detaylar arasında. Ortaya çıkan bu tablo, Epstein’in kurduğu ağın sadece kişisel ilişkilerle sınırlı kalmayıp, küresel enerji ve hammadde savaşlarında da aktif bir bilgi toplayıcısı konumunda olduğunu gösteriyor.