Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD’nin başkent Caracas’a düzenlediği askeri operasyon sonucu görev başındayken alıkonuldu. Otobüs şoförlüğünden devletin zirvesine uzanan çalkantılı siyasi kariyeri, bir ABD savaş gemisinde çekilen gözleri bağlı fotoğrafla dünya gündemine oturdu.
Venezuela’da uzun süredir devam eden siyasi gerilim, Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan askeri müdahalesiyle yeni bir boyut kazandı. ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımla, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun alıkonulduğunu resmen duyurdu. Paylaşılan fotoğrafta, bir dönem "Chavez’in manevi oğlu" olarak anılan liderin, "USS Iwo Jima" adlı askeri gemide, gözleri bağlı şekilde ve elinde bir su şişesiyle tutulduğu görüldü.
Caracas’ta Kaotik Saatler
Washington yönetiminin "makul bir geçiş süreci sağlanana kadar" Venezuela’yı yöneteceğini açıklamasıyla eş zamanlı olarak, başkent Caracas’ta stratejik noktalara hava saldırıları düzenlendiği bildirildi. Operasyonun hemen ardından açıklama yapan ABD Başkanı Trump, Maduro ve eşi Cilia Flores’in yakalanarak ülke dışına çıkarıldığını teyit etti.
Bu gelişme, uluslararası diplomaside nadir görülen bir zamanlamayla gerçekleşti. Operasyonun, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Latin Amerika Özel Temsilcisi Çiu Şiaoçi’nin Caracas’ta Maduro ile görüşmesinden sadece saatler sonra yapılması dikkat çekti. Maduro’nun son kamuoyu görüntüsü, Çinli yetkiliyle "iki ülke arasındaki işbirliğini" görüştüğü anlara aitti.
Sendikacılıktan Devlet Başkanlığına
Nicolas Maduro’nun 1962 yılında Caracas’ta başlayan hayat hikayesi, Latin Amerika solunun en çarpıcı yükseliş öykülerinden birini barındırıyor. Gençlik yıllarında Sosyalist Lig üyesi olan Maduro, uzun yıllar Caracas Metrosu’nda otobüs şoförü ve vatman olarak çalıştı. İşçi sınıfı içindeki etkinliği, onu sendika başkanlığına ve ardından Hugo Chavez’in kurduğu Bolivarcı hareketin merkezine taşıdı.
Chavez’in 1992’deki başarısız darbe girişimi sonrası hapse atılmasıyla, onun serbest bırakılması için yürütülen kampanyaların en ön saflarında yer aldı. 1999 yılında Meclis üyesi olarak siyaset sahnesine resmen adım atan Maduro, 2006’da Dışişleri Bakanlığı, 2012’de ise Devlet Başkan Yardımcılığı görevlerine getirildi. Hugo Chavez’in 2013’teki ölümünün ardından ise anayasa gereği devlet başkanlığı koltuğuna oturdu.
Krizlerle Dolu Bir Dönem
Maduro’nun iktidar yılları, Venezuela tarihinin en ağır ekonomik krizlerine ve hiperenflasyon süreçlerine sahne oldu. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi, ekonomik yaptırımlar ve yönetimsel sorunlar nedeniyle derin bir darboğaza girdi. 2018 ve 2024 yıllarında düzenlenen seçimler, muhalefet kanadı ve birçok Batılı ülke tarafından şaibeli bulunarak tanınmadı.
Washington yönetimi, uzun süredir Maduro ve yakın çevresini "Cartel de los Soles" (Güneşler Karteli) adı verilen bir yapı üzerinden uyuşturucu kaçakçılığı yapmakla suçluyordu. ABD Adalet Bakanlığı, geçtiğimiz yıllarda Maduro’nun yakalanmasına yardım edecek bilgi için 50 milyon dolar ödül koymuştu.
Trump ile Son Temas
Operasyondan kısa bir süre önce, 2025 yılı Aralık ayında Trump ve Maduro arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştiği basına yansımıştı. İddialara göre Trump, Maduro’dan görevi bırakmasını istemiş, Venezuela lideri ise kendisi ve ailesi için "küresel af" talep etmişti. Ancak Washington’un bu talebi reddederek sadece "güvenli çıkış" garantisi verdiği, sonrasında ise askeri seçeneğin masaya yatırıldığı anlaşılıyor.
Latin Amerika’daki sol iktidarların desteğini büyük ölçüde kaybeden ve Avrupa ile ilişkileri kopma noktasına gelen Maduro yönetimi, son dönemde İran ve Rusya ile yakınlaşmaya çalışsa da bu hamleler iktidarın ömrünü uzatmaya yetmedi. Caracas sokaklarından ABD donanmasına ait bir geminin güvertesine uzanan bu süreç, Venezuela için belirsizliğin hakim olduğu yeni bir dönemin kapısını araladı.