28 Şubat 2026 Cumartesi
Haber

Dijitalleşen Suç Dünyasında Çocuk: "Yeni Nesil Çeteler" ve Değişen Sorumluluklar

İstanbul'daki Medya Atölyesi'nde uzmanlar, çocukları suça sürükleyen modern dinamikleri masaya yatırdı. Akademisyenler, dijital ağlar üzerinden organize olan "yeni nesil çeteler" tehlikesine dikkat çekerken, çocukluk ve ceza ehliyeti kavramlarının yeniden tanımlanması gerektiğini vurguladı.

Paylaş:
Dijitalleşen Suç Dünyasında Çocuk: "Yeni Nesil Çeteler" ve Değişen Sorumluluklar

İstanbul'daki Medya Atölyesi'nde uzmanlar, çocukları suça sürükleyen modern dinamikleri masaya yatırdı. Akademisyenler, dijital ağlar üzerinden organize olan "yeni nesil çeteler" tehlikesine dikkat çekerken, çocukluk ve ceza ehliyeti kavramlarının yeniden tanımlanması gerektiğini vurguladı.

BUGÜNKÜ HABERLER / İSTANBUL

Toplumsal yapının en kırılgan halkası olan çocuklar, değişen dünya düzeni ve dijitalleşme ile birlikte yeni tehditlerin odağında yer alıyor. İstanbul Uluslararası Haber Merkezi'nde düzenlenen Medya Atölyesi kapsamındaki "Çocuk, Sokak ve Şiddet: Gerçekler ve Sorumluluklar" başlıklı oturumda, çocuk suçluluğunun değişen yüzü, sokak şiddetinin kökenleri ve dijitalleşmenin bu süreçteki kritik rolü ele alındı. Dr. Zeynep Bayramoğlu Öztürk moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, alanında uzman isimler çocukların suçla ilişkisini biyolojik, sosyolojik ve dijital boyutlarıyla irdeledi.

Suça "Sürüklenen" mi, "Suçlu" Çocuk mu?

Panelin odak noktalarından biri, hukuk ve toplum nezdinde kullanılan "suça sürüklenen çocuk" kavramının sınırlarıydı. Doç. Dr. Yasemin Abayhan, bir çocuğun eyleminin sonuçlarını bilerek ve öngörerek hareket edip etmediğinin, suç olgusunu tanımlamada belirleyici olduğunu ifade etti.

Abayhan, çevresel koşulların ve yönlendirici etkenlerin baskın olduğu durumlarda bireysel iradeden ziyade bir "sürüklenme" halinin mevcut olduğunu belirtti. Ancak "suçlu çocuk" tanımının hangi noktada devreye girmesi gerektiğine dair şu kritik değerlendirmeyi yaptı:

"Eğer çocuk suçu defaatle tekrar ediyorsa, ceza sistemi içerisine girmiş olmasına rağmen davranışın sonuçlarını bilerek buna devam ediyorsa, artık orada sürüklenmekten ziyade eylemin sorumluluğunu almaktan söz edebiliriz. Bu noktada 'suçlu çocuk' kavramı tartışılabilir hale gelir."

Abayhan ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü'nün gelişim dönemlerine dair güncel tartışmalarına atıfta bulunarak, beyin gelişiminin 20-25 yaşlarına kadar sürdüğünü gösteren çalışmaların "uzatılmış ergenlik" kavramını gündeme getirdiğini, bunun da çocuk ve genç suçluluğuna dair yaklaşımları değiştirebileceğini vurguladı.

Dijital Ağlar ve "Yeni Nesil Çeteler"

Teknolojinin gelişimiyle birlikte suçun mekan değiştirmesi, oturumun en çarpıcı başlıklarından birini oluşturdu. Doç. Dr. Can Ozan Tuncer, dijitalleşmenin çocukları suç ekosistemine iten yeni bir iklim yarattığını dile getirdi. Tuncer'e göre, geçmişteki fiziksel ve hiyerarşik suç örgütlerinin yerini, çok daha hızlı organize olabilen yapılar alıyor.

Tuncer, "Yeni nesil çeteler" olarak adlandırdığı bu yapıların tehlikesini şu sözlerle anlattı: "Artık çok az araçla, sadece bir telefonla ve dar bir ağ (network) üzerinden çocuklar, aile baskısı dahi olmadan hızla suça meyledebiliyor. Bu yeni yapılar, çocukların boşluklarını yakalayabilecek bir dizayna sahip. Kötücül niyetli kişiler, dijital mecralar üzerinden çocukları çok hızlı bir şekilde organize edebiliyor."

Tuncer, zamanın hızlı akışı ve kuşaklar arası aktarımın daralması nedeniyle, hukukun "çocuğu" yeniden tanımlaması gerekebileceğini, karşımızda bir "yeni çocukluk" halinin bulunduğunu savundu.

Suçun Habercisi: Antisosyal Davranışlar

Sosyolog Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş ise çocuk suçluluğunun Türkiye gündemine ani girişi ve sosyalizasyon problemlerine değindi. Çocuklukta başlayan suçluluğun kronikleşme ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Gönültaş, suçun temelinde genellikle antisosyal davranışların yattığına dikkat çekti.

Sık yalan söylemek, otoriteyle çatışmak, eve girmemek veya okuldan kaçmak gibi davranışların Türk Ceza Kanunu'nda suç olarak tanımlanmasa da "suçun altyapısını hazırlayan" faktörler olduğunu belirten Gönültaş, "Gerekli müdahaleler yapılmadığında bu antisosyal davranışlar, 'yıkıcı bozucu davranışlar' dediğimiz seviyeye dönüşebiliyor" uyarısında bulundu.

Uzmanlar, çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesi için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmayacağını, aile, okul ve sosyal çevreyi kapsayan bütüncül bir yaklaşımın şart olduğu konusunda görüş birliğine vardı.