Sosyal medyadaki lüks yaşam ve güç gösterileri, çocukların zihin dünyasında tehlikeli bir dönüşüme yol açıyor. Uzmanlar, suç şebekelerinin "cezai ehliyet" yaşını fırsat bilerek, dijital platformlar üzerinden çocukları kendi saflarına çektiği konusunda uyarıyor.
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuba Mutluer, dijital dünyada giderek artan ve çocukları hedef alan tehlikeli bir manipülasyon yöntemini Bugünkü Haberler için değerlendirdi. Mutluer'e göre, suç örgütleri sosyal medya vitrinine koydukları "sahte kahramanlık" hikayeleri ve lüks yaşam vaatleriyle, henüz muhakeme yeteneği tam gelişmemiş çocukları sistematik bir şekilde suça sürüklüyor.
Beyindeki Ödül Mekanizması Hedef Alınıyor
Doç. Dr. Mutluer, sosyal medyada sürekli pompalanan şiddet ve güç içeriklerinin, çocukların beyin yapısında tıpkı madde bağımlılığına benzer etkiler yarattığını vurguluyor. Özellikle erken yaşta bu tür içeriklere maruz kalmak, beynin ödül ve dopamin mekanizmasını bozarak ciddi riskler doğuruyor.
"Kısa yoldan para kazanma" veya "bir suç örgütünü yönetme" gibi durumların dijital platformlarda birer başarı hikayesi gibi pazarlandığına dikkat çeken Mutluer, sürecin işleyişini şöyle özetledi:
"Bu içerikler çocuklara birer kahramanlık destanı gibi sunuluyor. Çocuk bu görüntüleri hızla tüketiyor ve zamanla bir bağımlı gibi daha fazlasını talep etmeye başlıyor. İzledikçe tolerans geliştiriyor ve gördüğü illüzyonu gerçek hayatın bir parçası sanmaya başlıyor."
Mutsuz ve İçe Dönük Çocuklar Açık Hedef
Uzmanlar, her çocuğun bu tuzaklara aynı ölçüde düşmediğini, ancak belirli profildeki çocukların daha büyük risk altında olduğunu belirtiyor. Gerçek yaşamda mutsuzluk yaşayan, aile veya okul ortamında kendini ifade edemeyen, içe dönük ve öz güven eksikliği hisseden çocuklar, sanal dünyadaki bu "güçlü karakter" modellerini bir kaçış ve telafi yolu olarak görüyor.
Mutluer, çocukların beyin yapılarının henüz "gerçeklik ile kurguyu" tam olarak ayırt edebilecek olgunluğa erişmediğini hatırlatarak, "Yükseltici bir algı ve illüzyon içinde sunulan bu hayata inanıyorlar. Sorgulama yetenekleri tam gelişmediği için, ekranlarda gördükleri o sahte gücü gerçek yaşamda sergilemeye çalışıyorlar" değerlendirmesinde bulundu.
Yasal Boşluklar ve "Cezasızlık" Yalanı
Suç örgütlerinin en tehlikeli stratejilerinden biri de Türk Ceza Kanunu'ndaki yaş sınırlarını bir istismar aracı olarak kullanmaları. Türkiye'de 12 yaşından küçüklerin cezai ehliyetinin bulunmaması ve 12-15 yaş aralığındaki çocuklara yönelik farklı hukuki prosedürlerin uygulanması, çeteler tarafından çocukları ikna etmek için kullanılıyor.
Doç. Dr. Mutluer, suç şebekelerinin çocuklara "Nasılsa ceza almazsın, sana bir şey olmaz" telkininde bulunarak, onların fren mekanizmalarını devre dışı bıraktığını ifade etti. Bu yöntemle çocuklar, yasal sonuçlarını kavrayamadıkları büyük suçların faili haline getiriliyor.
Statü Beklerken Büyük Kayıplar Yaşanıyor
Çocukların bu gruplara dahil olduklarında çevrelerinde saygı göreceklerini ve statü kazanacaklarını zannettiklerini belirten Mutluer, tablonun aslında tam tersi olduğunu şu sözlerle anlattı:
"Çocuk bu yola girdiğinde ilk olarak güvenli limanı olan ailesinden kopuyor. Ardından okul devamsızlıkları başlıyor ve eğitim hayatı sekteye uğruyor. Çetevari kişilerle kurulan arkadaşlıklar, onu normal sosyal çevresinden ve sağlıklı akran ilişkilerinden dışlıyor. Yalnızlaştıkça suç örgütüne daha çok bağlanıyor ve bu kısır döngü, çocuğu geri dönüşü zor bir yola hapsediyor."
Uzmanlar, aileleri çocuklarının dijital ayak izlerini takip etmeleri ve ani davranış değişikliklerine karşı duyarlı olmaları konusunda uyarıyor. Bu tehlikeli döngünün kırılabilmesi için erken farkındalık ve zamanında profesyonel müdahale hayati önem taşıyor.