Uzmanlar, ergenlik döneminde artış gösteren siber zorbalığa karşı en güçlü kalkanın aile içi iletişim ve ebeveyn denetimi olduğunu vurguluyor.
Salgın dönemiyle birlikte teknoloji kullanımının yaygınlaşması, çocuk ve ergenlerin dijital dünyadaki güvenliğini tehdit eden unsurları da beraberinde getirdi. Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Enes Sarıgedik, siber zorbalığın geleneksel akran zorbalığının ötesine geçerek 7 gün 24 saat devam eden bir tehdide dönüştüğünü belirtti. Sarıgedik’e göre, bu tehdide karşı en etkili çözüm yolu ise ailelerin çocuklarıyla kuracağı sağlıklı iletişim ve teknoloji kullanımına dair yapılacak "karşılıklı anlaşmalar"dan geçiyor.
Buz Dağının Görünmeyen Yüzü
Geleneksel akran zorbalığının genellikle okul veya oyun alanları gibi belirli fiziksel mekanlarla sınırlı kaldığını ifade eden Doç. Dr. Sarıgedik, siber zorbalığın zaman ve mekandan bağımsız yapısına dikkat çekti. Sarıgedik, "Geleneksel zorbalık buz dağının görünen kısmıysa, siber zorbalık suyun altındaki devasa kütleyi oluşturuyor. Teknoloji neredeyse zorbalık orada ve ne yazık ki hayatın her anına sızmış durumda" değerlendirmesinde bulundu.
Zorba ve Mağdur Profilleri Belirginleşiyor
Yapılan araştırmalar ve klinik gözlemler, siber zorbalık vakalarında fail ve mağdur profillerine dair çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Doç. Dr. Sarıgedik, "zorba" profilinin erkek çocuklarında daha yaygın olduğunu belirterek şu tespitleri paylaştı:
"Siber zorbalık uygulayan çocuklarda empati düzeyinin düşük olduğunu ve akran çevrelerinde sosyal kabul görmeyen gruplar içinde yer aldıklarını görüyoruz. Bu çocukların ilerleyen dönemlerde madde kullanımı, çeteleşme eğilimi veya kesici alet taşıma gibi riskli davranışlara yönelme ihtimalleri daha yüksek."
Öte yandan, siber zorbalığa maruz kalan mağdur grubun ise ağırlıklı olarak kız ergenlerden oluştuğu belirtiliyor.
En Güçlü Koruyucu: Aile
Siber zorbalıkla mücadelede okul temelli programların yanı sıra en kritik rolün ailelere düştüğü vurgulanıyor. Tedavi ve önleyici çalışmalarda ebeveyn odaklı yaklaşımların "en güçlü koruyucu faktör" olduğunu belirten Sarıgedik, ailelere yasaklayıcı olmak yerine düzenleyici bir rol üstlenmelerini tavsiye ediyor.
Çocuklara tablet veya telefon gibi teknolojik cihazlar teslim edilmeden önce bir "kullanım sözleşmesi" yapılmasının önemine değinen Sarıgedik, "Cihazı çocuğa verdikten sonra kural koymak çok zordur. Henüz teslim etmeden; hafta içi ve hafta sonu kullanım süreleri ile ebeveyn denetiminin sınırlarını içeren bir anlaşma yapılmalı. Bu tutum, ne tamamen sınırsız bir özgürlük ne de baskıcı bir yasaklamadır; bu, sağlıklı bir ebeveynlik otoritesidir" dedi.
Mağdurlar Sessiz Kalmayı Tercih Ediyor
Siber zorbalığa uğrayan çocukların en büyük hatasının durumu ailelerinden gizlemek olduğunu belirten uzmanlar, bu sessizliğin mağduriyeti derinleştirdiğini kaydediyor. Çocukların "Cihazım elimden alınır" korkusuyla veya yargılanma endişesiyle sorunları kendi başlarına çözmeye çalıştıkları, bunun da siber zorbalığın fiziksel şiddete veya istismara dönüşmesine zemin hazırlayabildiği ifade ediliyor.
Uzmanlar, çocuğun yargılanmadan dinleneceğini bildiği, güçlü aile bağlarına sahip bir ortamda büyümesinin, bu tür dijital tehlikelere karşı en büyük güvence olduğunun altını çiziyor. Ailelerin çocuklarının ruh halinde ani değişiklikler gözlemlemeleri durumunda mutlaka uzman desteğine başvurmaları ve suç unsuru taşıyan durumlarda hukuki yollara başvurmaları gerektiği belirtiliyor.