1 Mart 2026 Pazar
Haber

Boğaz’ın Kıyısındaki Zarif Miras: Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camisi

Sultan I. Abdülhamid tarafından annesi Rabia Sultan adına inşa ettirilen ve "yalı camileri" geleneğinin en seçkin örneklerinden biri olan Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camisi, barok mimarisi ve Boğaz’la bütünleşen tarihi dokusuyla İstanbul’un siluetine eşsiz bir değer katıyor.

Paylaş:
Boğaz’ın Kıyısındaki Zarif Miras: Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camisi

Sultan I. Abdülhamid tarafından annesi Rabia Sultan adına inşa ettirilen ve "yalı camileri" geleneğinin en seçkin örneklerinden biri olan Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camisi, barok mimarisi ve Boğaz’la bütünleşen tarihi dokusuyla İstanbul’un siluetine eşsiz bir değer katıyor.

İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında, dalgaların kıyısına vurduğu noktada yükselen Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camisi, 18. yüzyıl Osmanlı mimarisinin zarafetini günümüze taşıyor. Sultan I. Abdülhamid’in annesi Rabia Sultan’ın aziz hatırasını yaşatmak amacıyla yaptırdığı bu selatin camisi, sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda şehrin suyla kurduğu ilişkinin estetik bir tezahürü olarak dikkat çekiyor.

Barok Üslubun "Yalı" Yorumu

Mimar Tahir Ağa’nın imzasını taşıyan yapının inşasına 3 Nisan 1777 tarihinde başlandı. Yaklaşık 16 ay süren titiz bir çalışmanın ardından 15 Ağustos 1778’de ibadete açılan cami, dönemin sanat anlayışını yansıtan özgün detaylara sahip. Klasik Osmanlı mimarisinden ayrılarak Batı etkilerinin hissedildiği barok üslupta tasarlanan yapı, sekizgen kasnak üzerine oturan 15 metre çapındaki tek kubbesiyle ferah bir iç mekan sunuyor.

Caminin en belirgin özelliği, "yalı camisi" olarak adlandırılan ve doğrudan deniz kıyısında yer alan konumu. Yapı, ana ibadet mekanı zemin seviyesinden yükseltilerek, Boğaz’ın neminden korunacak şekilde tasarlandı. Kesme taştan inşa edilen caminin cephesinde, dönemin mimari modası olan geniş saçaklar ve bol pencereli aydınlık düzenlemeler öne çıkıyor.

Yangından Küllerinden Doğan Tarih

Boğaz’ın incisi olarak nitelendirilen bu tarihi yapı, geçmişte büyük bir felaketle yüzleşti. 13 Mart 1983 tarihinde, caminin hemen bitişiğindeki ahşap yalıda çıkan yangın camiye sıçradı. Bu talihsiz olayda yapının ahşap kubbesi tamamen yanarken, iç mekanın önemli bir kısmı zarar gördü.

Vakıflar İdaresi tarafından yürütülen kapsamlı restorasyon çalışmaları sonucunda aslına uygun olarak onarılan cami, 29 Mayıs 1983’te yeniden ibadete açıldı. Restorasyon sırasında, yangında hasar gören kalem işleri ve tezyinatlar, orijinaline sadık kalınarak titizlikle yenilendi.

Maneviyat ve Estetiğin Buluşması

Caminin iç mekanında, ziyaretçileri manevi bir derinliğe davet eden hat sanatının en güzel örnekleri yer alıyor. Özellikle hünkar mahfilinin kafesli bölümünde bulunan Yeserizade Mustafa İzzet Efendi’ye ait talik yazı kuşağı, sanat tarihçileri tarafından başyapıt olarak nitelendiriliyor. Mihrap ve minberde kullanılan mermer işçiliği, sadelik ve zarafeti bir arada sunuyor.

Deniz tarafındaki kapının üzerinde yer alan "Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" (Bakara, 144) ayeti, camiden çıkan cemaate kıble bilincini hatırlatırken, yapının konumuyla bütünleşen simgesel bir anlam taşıyor. İbadet çıkışında Boğaz’ın eşsiz manzarasıyla karşılaşan ziyaretçiler, manevi huzuru doğanın güzelliğiyle perçinliyor.

Bir Külliye Bütünlüğü

Hamid-i Evvel Camisi, tek başına bir yapı olmanın ötesinde, çevresindeki muvakkithane, sıbyan mektebi, hamam ve çeşmelerle birlikte bir külliye bütünlüğü oluşturuyor. Özellikle caminin yan girişinde bulunan muvakkithane, geçmişte astronomik hesaplamaların yapıldığı ve namaz vakitlerinin tayin edildiği önemli bir bilim merkezi işlevi görüyordu.

Günümüzde hem yerli hem de yabancı turistlerin uğrak noktası olan cami, Üsküdar’ın tarihi dokusunu hissetmek isteyenler için vazgeçilmez bir durak olmayı sürdürüyor. Beylerbeyi İskelesi’nin hemen yanında, asırlık çınarların gölgesinde yer alan bu nadide eser, İstanbul’un "suya yazılan" tarihinin en canlı tanıklarından biri olarak varlığını koruyor.