1 Mart 2026 Pazar
Haber

Beyaz Kıta’nın Mavi Arşivleri: Türk Bilim İnsanları Antarktika’nın Ekosistem Hafızasını Çözüyor

10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’nde görevli Türk araştırmacılar, Horseshoe Adası’ndaki buzul göllerinden okyanus kıyılarına uzanan geniş bir yelpazede, toksik türlerden kalıcı kirleticilere kadar kritik ekosistem verilerini kayıt altına aldı.

Paylaş:
Beyaz Kıta’nın Mavi Arşivleri: Türk Bilim İnsanları Antarktika’nın Ekosistem Hafızasını Çözüyor

10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’nde görevli Türk araştırmacılar, Horseshoe Adası’ndaki buzul göllerinden okyanus kıyılarına uzanan geniş bir yelpazede, toksik türlerden kalıcı kirleticilere kadar kritik ekosistem verilerini kayıt altına aldı.

Antarktika’nın zorlu koşullarında çalışmalarını sürdüren Türk bilim heyeti, küresel iklim değişikliğinin etkilerini ve gezegenin geçmişine dair ipuçlarını sucul ekosistemlerde aramaya devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde ve TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, Beyaz Kıta’nın "mavi arşivlerini" gün yüzüne çıkaran kapsamlı analizlere sahne oldu.

Sefer üssü olarak kullanılan Horseshoe Adası’nda yoğunlaşan araştırmalar, göl sedimanlarından deniz suyundaki mikroskobik canlılara kadar çok disiplinli bir incelemeyi kapsıyor.

Kirleticilerin "Son Durağı" Antarktika

Dünyanın en izole bölgesi olarak bilinen Antarktika’nın, aslında küresel kirlilikten ne kadar etkilendiği Türk bilim insanlarının merceği altında. Gebze Teknik Üniversitesi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Çelen, kıtadaki kalıcı organik kirleticilerin (KOK) izini sürüyor.

Antarktika’nın bu tür kimyasallar için bir "yutak alan" özelliği taşıdığına dikkat çeken Çelen, hava, deniz suyu ve kıyı sedimentlerinden numuneler topladıklarını belirtti. Çelen, "Kalıcı organik kirleticiler havada, suda ve karada birikebiliyor. Bu kirleticilerin Antarktika’ya kadar ulaşıyor olması üzücü. Topladığımız örnekleri Türkiye’de analiz ederek, bu kirliliğin yerel kaynaklı mı yoksa uzun menzilli taşınımla mı buraya ulaştığını tespit etmeye çalışacağız" ifadelerini kullandı.

Göl Tabanlarındaki İklim Günlükleri

Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Atilla Karataş ise çalışmalarını "periglasiyal" olarak adlandırılan buzul çevresi göllerde yoğunlaştırdı. Bu göllerin tabanındaki tortulların, insanlık tarihinden çok daha öncesine dayanan bir hafızaya sahip olduğunu vurgulayan Karataş, göl diplerini "yeryüzünün kara kutuları" olarak nitelendirdi.

Karataş, yürüttükleri çalışmayı şu sözlerle özetledi: "Sakin ve izole göl diplerinde birikmiş materyallerin istifini bozmadan örnekler alıyoruz. Polen, diatom ve mikroskobik canlı kalıntıları aracılığıyla geçmişe dair okumalar yapıyoruz. Bu göllere bakarak kendi coğrafyamızdaki göllerin geçmişini, kendi göllerimize bakarak da buradaki ekosistemin geleceğini öngörmeye çalışıyoruz."

Benzer bir paleoklimatoloji çalışması yürüten Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Ayşegül Feray Gökdere de göl tabanlarından "karot" (dip çamuru) örnekleri topladı. Gökdere, bilek gücüyle ve gravite yöntemiyle aldıkları numunelerle geçmiş iklim değişikliklerini modellemeyi ve geleceğe dair bir perspektif oluşturmayı hedeflediklerini aktardı.

Mikroskobik Tehditler ve Yeni Keşifler

Seferin bir diğer kritik ayağını ise deniz ve göl sularındaki canlı çeşitliliği oluşturuyor. TÜBİTAK MAM araştırmacısı Dr. Hicret Aslı Yalçın, Horseshoe Adası’ndaki dört farklı gölden aldığı sedimanlarla biyoçeşitlilik envanteri çıkarıyor. Yalçın, 2023 yılından bu yana düzenli toplanan verilerin, yeni molekül ve türlerin keşfi için önemli bir potansiyel taşıdığını belirtti.

İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Beyza Doruk ise deniz suyundaki potansiyel tehlikelere odaklandı. Batı Antarktika kıyılarından plankton örnekleri toplayan Doruk, bu canlıların toksin üretme kapasitelerini ve iklim değişikliğine karşı tepkilerini laboratuvar ortamında inceleyeceklerini kaydetti.

Türk bilim insanlarının elde ettiği bu veriler, sadece Antarktika’nın değil, küresel ekosistemin karşı karşıya olduğu risklerin anlaşılması bakımından uluslararası literatüre önemli katkılar sunmayı hedefliyor.