İsrail yönetimi, Batı Şeria'daki idari yapıyı kökten değiştirerek askeri yönetimden sivil denetime geçişi hızlandırıyor. Uzmanlar, "yeni toprak rejimi" olarak adlandırılan bu sürecin, bölgenin fiili ilhakını tamamlamayı ve Filistin devletleşme ihtimalini ortadan kaldırmayı hedeflediğini belirtiyor.
İsrail hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria'da uygulamaya koyduğu yeni idari ve hukuki düzenlemeler, bölgedeki statüyü geri dönülemez bir şekilde değiştiriyor. Sahadaki uygulamalar ve yasal değişiklikler, "geçici askeri işgal" kavramının terk edilerek, yerine kalıcı sivil yönetimin ve fiili ilhakın geçtiği yeni bir toprak rejiminin inşa edildiğini gösteriyor.
Batı Şeria'daki bu stratejik dönüşümün merkezinde, İsrail Maliye Bakanı ve Savunma Bakanlığı'ndaki İskan İdaresi'nden sorumlu Bezalel Smotrich'in yetkilerinin genişletilmesi yer alıyor. Geleneksel olarak İsrail ordusunun (IDF) yetki alanında bulunan Batı Şeria'daki sivil meselelerin yönetimi, kademeli olarak ordu bünyesinden alınarak sivil bürokrasiye devrediliyor. Bu hamle, uluslararası hukuka göre "işgal altındaki topraklar" statüsünde olan bölgenin, İsrail'in egemenlik sahası gibi yönetilmesinin önünü açıyor.
Askeri Yönetimden Sivil Otoriteye Geçiş
Yeni rejimin en belirgin özelliği, Batı Şeria'daki yerleşimlerin planlanması, inşası ve altyapı çalışmalarının artık doğrudan İsrail hükümetine bağlı sivil birimlerce yürütülüyor olmasıdır. "Yerleşimler İdaresi" adı altında kurulan yeni mekanizma, Filistinlilere ait arazilere el konulması ve bu arazilerin "devlet arazisi" olarak ilan edilmesi süreçlerini hızlandırdı.
Bu yapısal değişiklik, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimcilerin hukuki statüsünü, İsrail'in 1948 sınırları içinde yaşayan vatandaşlarıyla eşitlemeyi amaçlıyor. Buna karşılık, aynı coğrafyada yaşayan Filistinliler askeri hukuka tabi olmaya devam ederken, yaşam alanları daraltılıyor ve mülkiyet hakları yeni bürokratik engellerle kısıtlanıyor.
"Devlet Arazisi" İlanlarında Rekor Artış
Yeni toprak rejiminin sahada en somut yansıması, "devlet arazisi" olarak tescil edilen bölgelerin yüzölçümündeki dramatik artışta görülüyor. Son dönemde Ürdün Vadisi başta olmak üzere stratejik bölgelerdeki geniş araziler, İsrail devletinin mülkü olarak ilan edildi. Bu statü değişikliği, söz konusu arazilerin Filistinliler tarafından kullanımını yasaklarken, Yahudi yerleşim birimlerinin genişlemesi için yasal zemin oluşturuyor.
Analistler, bu stratejinin C Bölgesi'ndeki (Batı Şeria'nın yüzde 60'ını oluşturan ve İsrail'in tam kontrolünde olan bölge) Filistin varlığını minimize etmeyi ve yerleşim bloklarını birbirine bağlayarak Batı Şeria'nın toprak bütünlüğünü parçalamayı hedeflediğini vurguluyor.
Ulusal Uzlaşı Eksikliği ve Gelecek Senaryoları
Filistin tarafında ise bu agresif genişleme politikasına karşı koyacak birleşik bir stratejinin eksikliği dikkat çekiyor. Siyasi bölünmüşlük ve etkin bir ulusal projenin yokluğu, İsrail'in sahada yarattığı oldu bittilere karşı direnci zayıflatıyor.
İşgalin bu yeni safhası, sadece yeni yerleşimlerin inşasıyla sınırlı kalmayıp, mevcut yasadışı karakol yerleşimlerinin (outpost) yasallaştırılmasını ve altyapı projeleriyle (yollar, su, elektrik şebekeleri) bu bölgelerin İsrail'in ana sistemine entegre edilmesini kapsıyor. Uluslararası toplumun tepkilerine rağmen ilerleyen bu süreç, iki devletli çözüm vizyonunu coğrafi olarak imkansız hale getiren bir gerçeklik yaratıyor.
Sahadaki bu gelişmeler, Batı Şeria'da artık klasik anlamda bir "işgal"den ziyade, hukuki ve idari altyapısı tamamlanmış bir ilhak sürecinin işlediğini ortaya koyuyor.