İsrail hükümetinin, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan arazileri doğrudan Adalet Bakanlığı’na bağlı birimler üzerinden "devlet mülkü" olarak tescil etmeye başlaması, bölgedeki toprakların yaklaşık yüzde 50’sinin el değiştirmesi riskini doğurdu.
İsrail hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere ait toprakların statüsünü değiştirmeye yönelik stratejisinde yeni bir aşamaya geçti. Tel Aviv yönetimi, 1967’den bu yana askeri emirlerle yürütülen arazi kontrolünü, doğrudan İsrail Adalet Bakanlığı’na entegre edilen sivil bürokrasi üzerinden "yasal mülkiyet" statüsüne geçirme kararı aldı. Bu hamle, uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri tarafından "fiili ilhakın resmileştirilmesi" olarak nitelendiriliyor.
Askeri Yönetimden Sivil Bürokratik İlhak
Bugüne kadar Batı Şeria’daki arazilerin yönetimi, büyük ölçüde İsrail ordusuna bağlı Sivil İdare (COGAT) bünyesindeki Hukuk Müşavirliği tarafından yürütülüyordu. Ancak Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in yetki alanına giren yeni düzenlemeyle birlikte, bu yetkiler sivil memurlara ve doğrudan İsrail Adalet Bakanlığı ile koordineli çalışan birimlere devredilmeye başlandı.
Yapılan bu idari değişiklik, Batı Şeria’nın "C Bölgesi" olarak sınıflandırılan ve bölgenin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturan alanlarda, arazilerin "İsrail devlet mülkü" olarak tapuya tescil edilmesinin önünü açıyor. Uzmanlar, bu adımın geçici bir askeri işgal durumundan, kalıcı bir egemenlik iddiasına geçiş anlamına geldiğini vurguluyor.
Toprakların Yarısı Risk Altında
Yeni uygulamanın en kritik boyutu, tescil edilmemiş arazilerin durumuyla ilgili. Batı Şeria’daki toprakların önemli bir kısmı, Osmanlı ve İngiliz Manda döneminden kalan karmaşık mülkiyet yapılarına sahip ve resmi tapu kayıtları bulunmuyor. İsrail’in yeni stratejisi, tapusu bulunmayan veya mülkiyeti tam kanıtlanamayan arazilerin otomatik olarak "sahipsiz" sayılarak devlet hazinesine geçirilmesini öngörüyor.
Filistinli hukukçular ve arazi uzmanları, bu yöntemin uygulanması halinde Batı Şeria topraklarının yaklaşık yüzde 50’sinin "devlet arazisi" ilan edilerek el konulma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Bu durum, Filistinlilerin kendi toprakları üzerindeki tasarruf hakkını tamamen kaybetmesi ve mevcut yerleşimlerin genişletilmesi için yasal zemin oluşturulması anlamına geliyor.
Yerleşimlerin Genişletilmesi İçin Hukuki Zemin
İsrail’in "devlet arazisi" ilan ettiği bölgeler, geçmiş pratiklerde neredeyse münhasıran Yahudi yerleşimlerinin inşası ve genişletilmesi için tahsis ediliyor. Mülkiyetin askeri emirlerden çıkarılıp sivil tapu siciline işlenmesi, bu arazilerin gelecekteki olası bir barış anlaşmasında Filistin tarafına iadesini hukuken çok daha zorlu hale getiriyor.
İsrail sivil toplum kuruluşu Peace Now (Barış Şimdi) ve diğer izleme örgütleri, 2024 ve 2025 yılları boyunca Batı Şeria’da rekor düzeyde arazinin devlet mülkü ilan edildiğini raporlamıştı. Mülkiyet devri hamlesiyle birlikte, bu sürecin bürokratik olarak hızlanacağı ve Filistinlilerin itiraz mekanizmalarının etkisiz hale getirileceği öngörülüyor.
Uluslararası Hukuka Aykırılık
Uluslararası hukuk, işgalci bir gücün işgal ettiği topraklarda kalıcı mülkiyet değişikliği yapmasını ve kendi sivil nüfusunu bu bölgelere transfer etmesini yasaklıyor. Cenevre Sözleşmeleri uyarınca, işgal altındaki topraklarda yapılan bu tür kalıcı statü değişiklikleri ve kaynakların kullanımı yasa dışı kabul ediliyor. Ancak İsrail hükümeti, Batı Şeria’yı "işgal edilmiş toprak" değil, "tartışmalı bölge" olarak tanımlayarak bu uluslararası normları reddediyor ve kendi iç hukukunu bölgeye yaymaya devam ediyor.