1 Mart 2026 Pazar
Haber

Avrupa’nın Savunma Hayali ve Gerçekler: 30 Yıllık İhmalin Faturası Ağır

Brüksel’in "stratejik özerklik" vizyonu, parçalı yapı, yatırım açığı ve ABD’ye artan bağımlılık gibi yapısal engellere takılıyor. Savunma sanayisindeki 2 trilyon avroluk kümülatif açık, AB'nin küresel bir güç olma hedefini zorluyor.

Paylaş:
Avrupa’nın Savunma Hayali ve Gerçekler: 30 Yıllık İhmalin Faturası Ağır

Brüksel’in "stratejik özerklik" vizyonu, parçalı yapı, yatırım açığı ve ABD’ye artan bağımlılık gibi yapısal engellere takılıyor. Savunma sanayisindeki 2 trilyon avroluk kümülatif açık, AB'nin küresel bir güç olma hedefini zorluyor.

Avrupa Birliği, Rusya-Ukrayna savaşıyla değişen jeopolitik dengeler ve ABD’nin dış politika önceliklerindeki kaymaların ardından savunma mimarisini yeniden kurgulamaya çalışıyor. Ancak Birlik, kağıt üzerinde "stratejik özerklik" hedefini vurgulasa da, sahada 30 yıldır süregelen ihmalin yarattığı devasa boşluklarla yüzleşiyor. Ortak mühimmat tedariki ve savunma sanayisi stratejileri gibi son dönemde atılan adımlar, yılların birikmiş yapısal sorunlarını çözmekte yetersiz kalıyor.

2 Trilyon Avroluk Yatırım Açığı

Avrupa’nın savunma alanındaki en büyük handikapı, Soğuk Savaş sonrası dönemde askeri harcamaların sistematik olarak kısılması oldu. Son 30 yılda NATO’nun "Gayrisafi Yurt İçi Hasılanın (GSYH) yüzde 2’si" hedefini tutturamayan AB ülkelerinin, savunma sektöründe yaklaşık 2 trilyon avroluk bir kümülatif yatırım açığı oluşturduğu tahmin ediliyor.

Uzmanlar, savunma sanayisinin başarısının on yıllara yayılan istikrarlı yatırımlara bağlı olduğunu vurguluyor. Ancak Avrupa’nın bu alandaki çekimser tutumu, kıtanın inovasyon kapasitesini de köreltmiş durumda. Dünyanın en büyük 50 teknoloji şirketi arasında sadece 4 Avrupa merkezli şirketin bulunması, savunma teknolojilerindeki gerilemenin en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Parçalı Yapı ve Verimsizlik

Brüksel’in ortak bir savunma kimliği oluşturma çabası, üye ülkelerin ulusal çıkarları ve parçalı pazar yapısı nedeniyle sekteye uğruyor. Birlik genelinde 27 ayrı silahlı kuvvet, 27 farklı tedarik makamı ve 27 ayrı savunma sanayisi pazarı bulunuyor.

Bu parçalanmışlık, askeri envanterde ciddi bir verimsizliğe yol açıyor. Örneğin, ABD ordusu sadece 1 tip ana muharebe tankı kullanırken, Avrupa ordularında 17 farklı ana muharebe tankı bulunuyor. Benzer şekilde, ABD’nin 7 tip savaş uçağına karşılık, Avrupa’da 20 farklı savaş uçağı tipi hizmet veriyor. Bu durum, bakım, onarım, eğitim ve lojistik süreçlerinde devasa maliyetlere ve operasyonel zorluklara neden oluyor.

Kritik Sistemlerde Üretim Yetersizliği

Avrupa Komisyonu verilerine göre, kıtanın savunma hazırlığında hayati eksiklikler bulunuyor. Özellikle hava ve füze savunma sistemleri, mühimmat, insansız hava araçları (İHA) ve elektronik harp sistemlerinde Avrupa’nın üretim kapasitesi, mevcut tehditleri karşılamaktan uzak.

Artırılan savunma bütçelerine rağmen, mevcut üretim hatlarının ancak Ukrayna’ya gönderilen stokların yerini doldurmaya yettiği belirtiliyor. Nitelikli personel eksikliği, eğitim yetersizliği ve bürokratik engeller ("aşırı regülasyon"), savunma sanayisinin üretim hızını yavaşlatan diğer faktörler arasında.

ABD'ye Bağımlılık Azalmıyor, Artıyor

AB’nin "kendi kendine yeten bir güç" olma iddiasına rağmen, veriler ABD’ye olan askeri bağımlılığın rekor seviyelere ulaştığını gösteriyor.

ABD’nin Yabancı Askeri Satışlar (FMS) programı üzerinden Avrupalı müttefiklere yaptığı satışlar, 2017-2021 döneminde yıllık ortalama 11 milyar dolar seviyesindeyken, 2024 yılında bu rakam 68 milyar dolara fırladı. Avrupalı ülkelerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için ABD menşeli hazır sistemlere yönelmesi, kıtanın uzun vadede Amerikan yazılım ve donanımına, dolayısıyla Washington’ın teknik desteğine mecbur kalması anlamına geliyor.

ABD'nin kıtada sağladığı askeri kabiliyetleri Avrupa'nın tek başına üstlenmesinin maliyeti ise yaklaşık 1 trilyon dolar olarak hesaplanıyor.

Planlama ve İrade Eksikliği

AB üyeleri savunma bütçelerini artırma taahhüdünde bulunsa da, bu kaynakların "neyin, kime karşı ve hangi önceliklerle" savunulacağı konusunda net bir yol haritası bulunmuyor. Çok yıllı, stratejik bir tedarik planlaması yerine, hükümetlerin kısa vadeli ve acil çözümlere odaklanması, kaynakların verimsiz kullanılmasına yol açıyor.

Ayrıca, savunma konusunun geleneksel olarak ulusal egemenlik alanı sayılması, merkezi bir komuta yapısının kurulmasını engelliyor. Üye ülkeler, istihbarat paylaşımı ve askeri sırların ortak havuzda toplanması konusunda isteksiz davranıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de ifade ettiği gibi, ABD ve NATO müttefikleri olmadan Avrupa’nın güvenliğinin sağlanması, mevcut şartlarda gerçekçi bir hedef olmaktan uzak görünüyor.