Değişen küresel dengeler ve artan güvenlik tehditleri karşısında Avrupa Birliği'nin stratejik bir yol ayrımında olduğu belirtilirken, Türkiye ile ilişkilerin yeni bir zemine oturtulmasının bir tercih değil, zorunluluk olduğu vurgulandı.
Bugünkü Haberler / Dış Haberler Servisi
Küresel siyasette kartların yeniden dağıtıldığı bir dönemden geçiyoruz. Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılına girmesi, Orta Doğu'da tırmanan gerilimler ve transatlantik ilişkilerdeki belirsizlikler, Avrupa Birliği'ni (AB) tarihinin en kritik stratejik sınavlarından biriyle karşı karşıya bıraktı. Almanya'daki Bonn Üniversitesi İleri Güvenlik, Stratejik ve Entegrasyon Çalışmaları Merkezi (CASSIS) Direktörü Prof. Dr. Ulrich Schlie tarafından kaleme alınan kapsamlı analiz, Brüksel'in mevcut yaklaşımının artık sürdürülebilir olmadığını ve Türkiye'nin bu yeni denklemdeki vazgeçilmez rolünü gözler önüne serdi.
"Klasik Bürokratik Yöntemler Yetersiz"
Şubat ayı ortasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı'nın ardından yapılan değerlendirmeler, Avrupa'nın jeopolitik bir aktör olma iddiasını sürdürebilmesi için köklü bir değişim geçirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Analizde, Avrupa'nın iddialı hedeflerine ulaşabilmesi için "klasik bürokratik mekanizmalarla kaybedecek vaktinin kalmadığı" açıkça ifade edildi.
Mevcut AB Antlaşması'nın ve karar alma süreçlerinin, günümüzün hızla değişen krizlerine yanıt vermede yetersiz kaldığına dikkat çekiliyor. Özellikle savunma ve güvenlik politikalarında yaşanan tıkanıklıklar, Birliğin küresel arenadaki etkinliğini sınırlayan en büyük engel olarak öne çıkıyor.
Stratejik Belirsizlik ve Savunma Arayışları
Avrupa'nın kendi içindeki stratejik belirsizlik, AB Savunma Komiseri Andrius Kubilius'un geçtiğimiz ay sunduğu radikal teklifle daha görünür hale geldi. ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltma ihtimaline karşı 100 bin askerlik kalıcı bir Avrupa gücü kurulmasını öneren Kubilius, "ABD çekilirse Avrupa kendini nasıl savunacak?" sorusunu gündeme taşıdı. Ancak bu hayati soru, üye devletler arasında henüz somut bir karşılık bulabilmiş değil.
Uzmanlar, Avrupa'nın sadece modern savaş konseptlerine uyum sağlamakla kalmayıp, NATO ile olan ortaklığını da çok daha sağlam ve yeni bir zemine oturtması gerektiği konusunda birleşiyor.
Ankara ile İlişkilerde Yeni Bir Temel Şart
Analizin en dikkat çekici bölümlerinden birini Türkiye ile ilişkiler oluşturuyor. Türkiye'nin hem Doğu Akdeniz'deki rolü hem de NATO içindeki ağırlığı, onu Avrupa güvenliğinin vazgeçilmez bir parçası haline getiriyor. Ancak Kasım 2025 tarihli genişleme paketinde Türkiye'nin diğer aday ülkelerle aynı düzlemde ve "durağan" bir çerçevede değerlendirilmesi, Brüksel'in stratejik körlüğü olarak yorumlanıyor.
Prof. Dr. Schlie'nin değerlendirmesine göre, Türkiye'nin jeostratejik önemi artmaya devam edecek. Ancak bu potansiyelin karşılıklı faydaya dönüşebilmesi için ilişkilerin sadece üyelik müzakerelerine endeksli olmayan, daha vizyoner ve yeni bir temele oturtulması gerekiyor.
Küresel Dengeler Asya-Pasifik'e Kayarken
Rusya ve ABD arasında Ukrayna savaşına dair olası diplomatik müzakerelerin kapıda olduğu bir süreçte, AB ve NATO'nun Türkiye ile tam bir eş güdüm içinde hareket etmesi stratejik bir zorunluluk olarak tanımlanıyor. Güç dengelerinin Asya-Pasifik bölgesine kaydığı bir dünyada, savunma alanında atılım yapmış bir Avrupa ve Türkiye ile kurulacak güçlü bir ortaklık, Batı ittifakının direnci için hayati önem taşıyor.
Brüksel'in, genişleme politikasını ve komşuluk ilişkilerini, eski bürokratik alışkanlıklarla değil, jeopolitik gerçekliklerin dayattığı aciliyet ve vizyonla yeniden ele alması bekleniyor.