"Küçük Ağa", "Osmancık" ve "İbişin Rüyası" gibi ölümsüz eserleriyle Türk edebiyatında silinmez izler bırakan usta yazar Tarık Buğra, vefatının 32. yıl dönümünde saygıyla anılıyor.
Türk edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olan, roman, hikaye, tiyatro ve fıkra yazarı Tarık Buğra, aramızdan ayrılışının üzerinden geçen 32 yıla rağmen eserleriyle yaşamaya devam ediyor. Yakın tarihin toplumsal dönüşümlerini, bireyin iç dünyasındaki çatışmalarla harmanlayarak anlatan Buğra, "yerli ve milli" duruşun edebiyattaki en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor.
Akşehir’den İstanbul’a Uzanan Edebi Yolculuk
2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir’de dünyaya gelen Süleyman Tarık Buğra, Erzurumlu Mehmet Nazım Bey ile Akşehirli Nazike Hanım’ın oğludur. Babasının zengin kütüphanesi sayesinde çok küçük yaşlarda kitaplarla tanışan yazar, ilk ve orta öğrenimini memleketi Akşehir’de tamamladı.
1933 yılında yatılı olarak girdiği İstanbul Lisesi, Buğra’nın edebi kimliğinin şekillenmesinde dönüm noktası oldu. Burada dönemin önemli edebiyatçıları Hakkı Süha Gezgin ve Pertev Naili Boratav’ın öğrencisi olma şansını yakaladı. Özellikle Hakkı Süha Gezgin’in teşvikleriyle ilk hikaye denemelerini kaleme aldı. Lisenin yatılı kısmının kapanması üzerine eğitimine Konya Lisesi’nde devam eden Buğra, 1936 yılında buradan mezun oldu.
Yükseköğrenim hayatı ve askerlik süreci maddi zorluklarla geçen usta yazar, 1947 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne kaydoldu. Öğrencilik yıllarında geçimini sağlamak adına tezgahtarlık ve öğretmen yardımcılığı gibi çeşitli işlerde çalıştı.
Edebiyat Dünyasında "Oğlumuz" ile Doğan Güneş
Tarık Buğra’nın edebiyat dünyasında ismini duyurması, Mehmet Kaplan’ın vesilesiyle oldu. Kaplan, Buğra’nın "Oğlumuz" adlı hikayesini Cumhuriyet Gazetesi’nin düzenlediği Yunus Nadi Hikaye Yarışması’na gönderdi. Bu yarışmada ikincilik ödülünü kazanan Buğra, edebiyat çevrelerinin dikkatini çekti.
1949-1952 yılları arasında babasıyla birlikte Akşehir’de "Nasreddin Hoca" gazetesini çıkaran yazar, babasının vefatının ardından gazeteyi devrederek İstanbul’a kesin dönüş yaptı. Profesyonel basın hayatına Milliyet Gazetesi’nde başlayan Buğra; Abdi İpekçi, Peyami Safa ve Reşat Ekrem Koçu gibi dev isimlerle aynı çatı altında çalıştı. Gazetecilik kariyeri boyunca Tercüman, Yeni İstanbul, Türkiye gibi gazetelerde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği ve yazı işleri müdürlüğü gibi görevler üstlendi. Ayrıca haftalık "Yol" dergisini okuyucuyla buluşturdu.
Kurtuluş Savaşı’na ve Kuruluş’a Bakış
Tarık Buğra’nın romancılığı, tarihi olayları insan psikolojisi ve toplumsal gerçeklik üzerinden ele almasıyla öne çıkar. Yazarın başyapıtlarından biri kabul edilen "Küçük Ağa", Kurtuluş Savaşı’na Anadolu’dan, bir kasaba insanının ve din adamının gözünden bakışıyla Türk edebiyatında çığır açtı. Resmi tarih tezlerinin dışına çıkarak, insani boyutu ve iç çatışmaları merkeze alan bu eser, 1983 yılında Yücel Çakmaklı tarafından televizyon dizisine uyarlandı ve büyük ses getirdi.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu anlattığı "Osmancık" romanında ise devleti kuran iradeyi, şuur ve karakter analiziyle işledi. Buğra, tarihi şahsiyetleri insanüstü varlıklar olarak değil, zaafları ve erdemleriyle "insan" olarak resmetti. Bu eser de yine Çakmaklı tarafından 1988 yılında TRT ekranlarına taşındı.
Eserlerinde Türkçeyi büyük bir ustalıkla kullanan Buğra, "Siyah Kehribar", "İbişin Rüyası", "Firavun İmanı", "Gençliğim Eyvah", "Dönemeçte", "Yalnızlar" ve "Yağmur Beklerken" gibi romanlarıyla kütüphanelerin vazgeçilmezi oldu.
Ödüllerle Dolu Bir Ömür
Sanat hayatı boyunca pek çok ödüle layık görülen Tarık Buğra, "Osmancık" romanıyla 1985 yılında Milli Kültür Vakfı Edebiyat Armağanı’nı, "Yağmur Beklerken" ile 1989 yılında Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü’nü kazandı. 1991 yılında ise kendisine "Devlet Sanatçısı" unvanı verildi.
1993 yılında sağlık sorunları yaşamaya başlayan usta kalem, kanser teşhisiyle tedavi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, 26 Şubat 1994 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Vefatının 32. yılında Tarık Buğra, arkasında bıraktığı onlarca eser ve fikir mirasıyla anılmaya devam ediyor.