15 Ocak 2026 Perşembe
Haber

Anadolu'nun Kadim İzleri Orta Asya'da: Göbeklitepe Kazak Sanatına Yön Veriyor

Türkiye’nin "tarihin sıfır noktası" olarak bilinen 12 bin yıllık mirası Göbeklitepe ve Karahantepe, Kazakistan’ın başkenti Astana’da açılan çağdaş sanat sergisiyle Orta Asya’daki genç sanatçılara ilham oldu.

Paylaş:
Anadolu'nun Kadim İzleri Orta Asya'da: Göbeklitepe Kazak Sanatına Yön Veriyor

Türkiye’nin "tarihin sıfır noktası" olarak bilinen 12 bin yıllık mirası Göbeklitepe ve Karahantepe, Kazakistan’ın başkenti Astana’da açılan çağdaş sanat sergisiyle Orta Asya’daki genç sanatçılara ilham oldu.

Kazakistan’ın başkenti Astana’da, Anadolu’nun neolitik çağ mirasını modern sanatla buluşturan dikkat çekici bir sergi sanatseverlere kapılarını açtı. Kazak sanatçıların, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki arkeolojik alanlardan, özellikle de Göbeklitepe ve Karahantepe’den aldıkları ilhamla oluşturdukları eserler, "SHAFT. Unearthing Hidden Threads" adlı sergide bir araya getirildi.

Türkiye’nin Astana Büyükelçiliği tarafından Kazakistan Milli Müzesi’nde organize edilen serginin açılışına, Türkiye’nin Astana Büyükelçisi Mustafa Kapucu, Kazak milletvekilleri, yabancı misyon şefleri ve çok sayıda sanatçı katıldı. Sergi, mart ayı sonuna kadar ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek.

Kazı Alanından Tuvallere Yansıyan Tarih

Serginin küratörlüğünü üstlenen Kazak sanatçılar Baurcan Sagiyev ve Madina Sergazina, eserlerin ortaya çıkış sürecinin geçtiğimiz yıl Türkiye’ye yaptıkları bir geziye dayandığını belirtti. Bölgedeki kazı çalışmalarını yerinde inceleme fırsatı bulan sanatçılar, 12 bin yıl öncesine dayanan insanlık tarihinin izlerini eserlerine taşıdı.

Serginin küratörlerinden Baurcan Sagiyev, gerçekleştirdikleri ziyaretin hem sanatsal hem de bilimsel bir keşif olduğunu vurguladı. Göbeklitepe’nin bilinen en eski insan uygarlığı izlerini taşımasının kendilerini derinden etkilediğini belirten Sagiyev, Karahantepe’de bizzat şahit oldukları bir anı şu sözlerle aktardı:

"Seyahatimiz sırasında Karahantepe’deki kazı çalışmalarını gözlemleme şansımız oldu. Hatta orada yeni bir insan heykelinin gün yüzüne çıkarılmasına tanıklık ettik. Bu, bizim için unutulmaz bir deneyimdi. 12 bin yıl önce insanların nasıl yaşadığını, sanat ve kültür tarihinin köklerinin ne kadar derine indiğini görmek bizde şaşkınlık ve hayranlık uyandırdı."

Ressam Dariya Nurtaza ise eserlerinde özellikle Göbeklitepe’deki T biçimli dikilitaşlar üzerinde yer alan hayvan figürlerine odaklandığını ifade etti. O dönem insanının doğayla kurduğu ilişkinin etkileyici olduğunu belirten Nurtaza, "Orada insan hayal gücünün sınırsız olduğunu anlıyorsunuz" değerlendirmesinde bulundu.

Akademik İşbirliği ve "Taş Tepeler" Vizyonu

Sanat etkinliğinin yanı sıra, sergi kapsamında bilimsel bir buluşma da gerçekleştirildi. Göbeklitepe ve Karahantepe Kazı Çalışmaları Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, Kazakistan Milli Müzesi’nde düzenlenen seminerde Kazak meslektaşlarıyla bir araya geldi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2021 yılında başlatılan "Taş Tepeler Projesi" hakkında bilgi veren Prof. Dr. Karul, Şanlıurfa’da yürütülen çalışmaların, insanın yerleşik hayata geçiş sürecine dair eşsiz veriler sunduğunu anlattı. Uzak coğrafyalarda bu çalışmalara duyulan ilginin motive edici olduğunu vurgulayan Karul, Kazakistan’daki arkeolojik potansiyele de dikkat çekti.

Prof. Dr. Karul, Kazakistan’da bulunan zengin kurgan mezarlarının korunması ve araştırılması için Türkiye’deki "Taş Tepeler" benzeri bir projenin bu coğrafyada da hayata geçirilmesi önerisinde bulundu. Özellikle sert iklim koşullarının kalıntılar üzerindeki olası etkilerine karşı ortak stratejiler geliştirilebileceği sinyali verildi.

Karmaşık Toplumsal Yapının Kanıtı

Seminere katılan Kazak arkeolog Talgat Mamirov, Neolitik Çağ bulgularının sadece mimari değil, sosyolojik açıdan da büyük önem taşıdığına işaret etti. Göbeklitepe ve Karahantepe gibi anıtların inşasının, o dönem toplumlarının sanılandan çok daha karmaşık bir sosyal yapıya sahip olduğunu gösterdiğini belirten Mamirov, şu tespitte bulundu:

"Bu tür yapıları inşa etmek, toplumun sadece hayatta kalma ve üretim faaliyetleriyle değil, aynı zamanda ritüel merkezlerin inşasıyla da meşgul olduğunu gösteriyor. Bu yapılar gündelik ihtiyaçlara hizmet etmiyordu; aksine büyük bir zaman, emek ve zihinsel çaba gerektiriyordu. Bu durum, o dönem toplumunun düşünsel olarak çok daha ileri bir seviyeye geçtiğinin kanıtıdır."