2024 verilerine göre Afrika ile ticaret hacmini 295 milyar dolara taşıyan Çin, ABD ve Hindistan gibi rakiplerini geride bıraktı. Uzmanlar, Pekin'in "siyasi ön koşulsuz" ekonomi modelinin kıtadaki güç dengelerini kökten değiştirdiğine dikkat çekiyor.
BUGÜNKÜ HABERLER
Çin Halk Cumhuriyeti'nin Afrika kıtasındaki ekonomik nüfuzu, Batılı güçlerin ve diğer bölgesel aktörlerin politikalarını yeniden şekillendirmesine neden olan bir boyuta ulaştı. Şanghay Üniversitesi’nde Afrika-Çin ilişkileri üzerine araştırmalar yürüten Dr. Hasan Aydın, Pekin yönetiminin kıtada izlediği ekonomi odaklı stratejinin sonuçlarını ve 2024 yılına ait çarpıcı ticaret verilerini değerlendirdi.
Ticaret Hacminde Rekor Fark
2000'li yılların başında sadece 10 milyar dolar seviyesinde olan Çin-Afrika ticaret hacmi, son yirmi yılda geometrik bir büyüme kaydetti. 2008 yılında 100 milyar dolar barajını aşan ve 2009'da ABD'yi geride bırakarak Afrika'nın en büyük ticaret ortağı unvanını kazanan Çin, aradan geçen sürede liderliğini perçinledi.
2024 yılı verilerine göre Çin ile Afrika arasındaki ticaret hacmi 295 milyar dolara ulaştı. Dr. Hasan Aydın, bu rakamın Çin'i diğer küresel aktörlerden keskin bir şekilde ayırdığını vurguluyor. Aynı dönemde Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan'ın kıta ile ticareti 100 milyar dolar, ABD'nin 72 milyar dolar ve Türkiye'nin ise 40 milyar dolar seviyelerinde kaldı. Avrupa Birliği bir blok olarak değerlendirilmediğinde, Çin devlet bazında en yakın rakiplerine neredeyse üç kat fark atmış durumda.
Ticaret Dengesi Pekin Lehine Bozuluyor
Rakamların detaylarına inildiğinde, ticaretin yapısının Çin lehine ciddi bir fazla verdiği görülüyor. 295 milyar dolarlık hacmin 117 milyar dolarını Afrika'dan yapılan ithalat oluştururken, 178 milyar doları Çin'in kıtaya ihracatı olarak kayıtlara geçti. Bu durum, Pekin yönetimi lehine 60 milyar doları aşan bir ticaret fazlası anlamına geliyor.
Ticaretin içeriği de klasik "hammaddeye karşı mamul mal" dengesini koruyor. Çin, kıtadan ağırlıklı olarak doğal kaynak ithal ediyor. Bu alanda Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Angola, Güney Afrika, Gine ve Zambiya gibi zengin yeraltı kaynaklarına sahip ülkeler öne çıkıyor. Karşılığında ise Çin; Afrika pazarına makine, elektronik ürünler, taşıtlar, tekstil ve çelik gibi katma değeri yüksek işlenmiş ürünler satıyor.
"Siyasi Ön Koşulsuz" Model Batı'yı Zorluyor
Çin'in Afrika'daki başarısının ardındaki en önemli faktörlerden biri, Batılı ülkelerin aksine ticari ilişkilerde demokrasi, insan hakları veya şeffaflık gibi siyasi ön koşullar öne sürmemesi olarak gösteriliyor. Batılı devletlerin şartlı yaklaşımları Afrika başkentlerinde zaman zaman "iç işlerine müdahale" olarak algılanırken, Çin'in pragmatik ve teknik yaklaşımı Afrikalı liderler nezdinde daha fazla kabul görüyor.
Dr. Aydın, Çin'in bu stratejisinin Batılı aktörleri de değişime zorladığını belirtiyor. Fransa gibi geleneksel sömürge geçmişi olan ülkeler Çin'i eleştirse de, Batı bloku genelinde Afrika politikalarında esnemeler ve ön koşulları yumuşatma eğilimleri gözlemleniyor.
IMF ve %%ENTITY:192b19c6-cac0-4427-9ae5-152060b50877:Dünya Bankası%%'na Alternatif Finansman
Pekin'in etkisi sadece ticaretle sınırlı kalmayıp uluslararası finans sistemine de yansıyor. Çin'in sunduğu uzun vadeli, düşük faizli ve koşulsuz altyapı kredileri, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kurumların kıtadaki yaptırım gücünü zayıflatıyor.
Bu duruma en net örnek olarak Angola gösteriliyor. İç savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde Batılı kurumlarla anlaşamayan Angola, Çin'in sunduğu esnek finansman modellerine yönelerek altyapısını bu kaynaklarla finanse etmeyi tercih etti.
Yeni Aktörler İçin Bir Referans Noktası
Çin'in kıtadaki varlığı, sadece Batı ile değil, "Küresel Güney"in diğer aktörleri ile olan ilişkileri de tanımlıyor. Türkiye, Hindistan, Brezilya ve Körfez ülkeleri gibi aktörler, Çin'in Afrika'daki modelini bir tehditten ziyade bir referans noktası olarak görüyor. Bu ülkeler de benzer şekilde insani diplomasi, esnek ticaret ve sektörel yatırımlar üzerinden kıta ile bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.