ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı operasyona füze ve dronlarla yanıt veren Tahran'ın, doğrudan tahribatın yanı sıra karşı cephenin hava savunma mühimmatlarını tüketmeye odaklanan bir 'aşındırma' stratejisi izlediği anlaşılıyor. Karşılıklı atışların hızla milyarlarca dolarlık bir maliyet yaratması, küresel savunma sanayisinin üretim limitlerini de tartışmaya açtı.
ABD ve İsrail'in 28 Şubat 2026'da İran'a karşı başlattığı ve "Epic Fury" adı verilen geniş çaplı hava harekatı, sadece cephedeki askeri hedeflerin değil, ülkelerin savunma sanayisi kapasitelerinin ve mühimmat stoklarının test edildiği bir aşındırma savaşına dönüştü. Operasyonun ilk günlerinde ortaya çıkan askeri tablo, modern çatışmaların kaderinin salt teknolojik üstünlükle değil, üretim hatlarının dayanıklılığıyla belirlendiğini gösteriyor.
Gelen ilk verilere göre, harekatın ilk 100 saatlik faturasının yaklaşık 3,7 milyar dolar civarında olduğu hesaplanıyor [1]. ABD ve İsrail'in ağır bombardımanlarına karşı İran; İsrail, Körfez ülkeleri ve bölgedeki ABD üslerini hedef alan yoğun bir füze ve kamikaze dron misillemesi başlattı [1]. İlk birkaç günde İran'ın envanterindeki balistik füzelerin yaklaşık yüzde 25-30'una denk düşen 600 ila 700 civarında füzeyi ateşlediği tahmin ediliyor [1].
Savunma Sistemlerine Karşı 'Tüketme' Taktiği
İran'ın balistik füzelerle birlikte çok sayıda Şahid tipi kamikaze dronu eş zamanlı kullanması, dikkat çekici bir taktiksel yaklaşımı gün yüzüne çıkardı. Uzmanlar, Tahran yönetiminin sadece kritik tesisleri vurmayı değil, hedef ülkelerin hava savunma sistemlerini birden fazla katmanda meşgul ederek önleyici füze stoklarını hızla tüketmeyi amaçladığını belirtiyor [1].
İlk 36 saatte binden fazla dron ve mühimmat fırlatan İran'ın saldırı yoğunluğu ilerleyen günlerde düşüş gösterdi [1]. Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) ilk iki günde 165 füze atılırken, bu rakam sonraki günlerde tek hanelere indi [1]. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) da füze atışlarında yüzde 90'a varan bir azalma raporladı [1]. Bu ani düşüşün, İran'ın seyyar füze fırlatıcılarının vurulmasından ve uzun vadeli bir direniş için stoklarını idareli kullanma kararı almasından kaynaklandığı değerlendiriliyor [1].
Körfez Savunması Sınırlarını Zorluyor
Hava savunma doktrinlerine göre, gelen bir balistik füzeyi durdurmak için genellikle iki adet önleyici füze ateşleniyor [1]. Bu kural temel alındığında, sadece Körfez ülkelerine atılan 400 civarındaki füze için kısa sürede 800'e yakın Patriot veya THAAD önleyici füzesinin kullanılmış olabileceği tahmin ediliyor [1]. 1991 yılındaki altı haftalık Körfez Savaşı boyunca ABD'nin toplamda yalnızca 158 Patriot füzesi kullandığı düşünüldüğünde, mevcut savaşın mühimmat tüketim hızı çarpıcı bir boyut kazanıyor [1].
Benzer bir durum İsrail cephesinde de geçerliliğini koruyor. Arrow, David's Sling ve Demir Kubbe (Iron Dome) gibi farklı irtifa ve menzillere hitap eden savunma sistemleri kullanan İsrail'in, ilk bir buçuk günde 145 civarında önleyici ateşlediği bildiriliyor [1]. Savaşın ilk 36 saatinde ABD ve İsrail'in genel toplamda 3 binden fazla mühimmat sarf ettiği düşünülüyor [1].
Üretim Kapasitesi ve Hammadde Krizi
Savaşın tarafları devasa bir tüketim hızına ulaşırken, savunma sanayisi şirketlerinin bu hıza yetişip yetişemeyeceği en büyük soru işareti haline geldi. Örneğin, Patriot sistemlerinde kullanılan PAC-3 önleyici füzelerinin yıllık küresel üretim kapasitesi 600 civarında seyrederken, THAAD sistemleri için bu rakam yıllık 100'e bile ulaşmıyor [1]. Savaşın sadece birkaç gününde harcanan füzelerin, şirketlerin bir yıllık üretimine eşit olması, Batılı müttefikler açısından ciddi bir handikap yaratıyor.
Öte yandan mesele sadece montaj hatlarının hızlanmasıyla çözülebilir bir durumda değil. Yüksek teknolojili modern mühimmatların üretiminde elzem olan tungsten, kobalt ve galyum gibi nadir elementlerin tedarik zincirleri büyük ölçüde Çin gibi ülkelere bağımlı [1]. Bu hammaddelere erişimde yaşanabilecek darboğazlar, bütçe kısıtlamalarından bağımsız olarak fiziksel bir üretim engelini beraberinde getiriyor [1].
Tüm bu göstergeler ışığında, ABD ve İsrail teknolojik üstünlüğü elinde bulundursa da, yoğun tempolu bir füze savaşının sanayi kapasitesi bakımından aylarca sürdürülemeyeceği gerçeği ortaya çıkıyor [1]. Savaşın nihai sonucunu mühimmat depolarının derinliğinden ziyade, devletlerin bu maliyetleri ne kadar süre daha tolere edebileceğini belirleyen siyasi dayanıklılık sınırı çizecek [1].