Kendini insan haklarının küresel savunucusu olarak konumlandıran Avrupa Birliği, Gazze'deki ağır insani tabloya rağmen İsrail ile ticari, askeri ve kültürel bağlarını korumaya devam ediyor. Birlik içi bölünmüşlük, somut yaptırım kararlarını engelliyor.
BUGÜNKÜ HABERLER — Gazze’de on binlerce sivilin hayatını kaybettiği ve uluslararası kuruluşların "soykırım riski" uyarısında bulunduğu insani kriz derinleşirken, Avrupa Birliği'nin (AB) Tel Aviv yönetimi ile ilişkilerinde kayda değer bir değişim yaşanmaması dikkat çekiyor. Brüksel, söylem düzeyinde insan hakları vurgusu yapsa da, diplomatik, ticari ve askeri iş birliği kanalları açık tutuluyor.
Ortaklık Anlaşması ve "Madde 2" Tartışması
AB ile İsrail arasındaki ilişkilerin yasal çerçevesini, 2000 yılında yürürlüğe giren AB-İsrail Ortaklık Anlaşması oluşturuyor. Anlaşmanın 2. maddesi, taraflar arasındaki ilişkilerin "insan haklarına ve demokratik ilkelere saygı temelinde" yürütülmesini şart koşuyor. Bu madde, hukuken AB'ye, insan hakları ihlalleri durumunda anlaşmayı askıya alma yetkisi tanıyor.
Hollanda öncülüğünde 17 üye ülkenin girişimiyle, AB Komisyonu Eylül 2025'te İsrail ile ilişkilerin gözden geçirilmesini teklif etmişti. Bu teklif, ikili mali desteğin kesilmesini ve Batı Şeria’daki şiddet eylemlerinden sorumlu tutulan bazı İsrailli bakanlara yaptırım uygulanmasını içeriyordu. Ancak AB Konseyi’nde dış politika kararları için gereken "oy birliği" kuralı, Birlik içindeki görüş ayrılıkları nedeniyle bu mekanizmanın işletilmesini engelledi.
Komisyon yetkilileri, sahadaki durumu yakından takip ettiklerini ve yaptırım seçeneklerinin masada olduğunu belirtse de, İsrail devlet kurumlarına aktarılan yaklaşık 20 milyon avroluk sembolik bir fon kesintisi dışında, Brüksel-Tel Aviv hattında işleyiş olağan seyrinde devam ediyor.
Ticaret Hacmi Zirvede
Diplomatik gerilimlere rağmen ekonomik veriler, ilişkilerin sağlamlığını koruduğunu gösteriyor. Güncel verilere göre Avrupa Birliği, İsrail'in en büyük ticari ortağı konumunu sürdürüyor.
- İsrail'in toplam dış ticaretinin yüzde 32'si AB ile gerçekleşiyor.
- İsrail ithalatının yüzde 34,2'si AB ülkelerinden sağlanıyor.
- İki taraf arasındaki mal ticareti hacmi yaklaşık 42 milyar avro seviyesinde seyrediyor.
İsrailli şirketler, 450 milyonluk yüksek gelir grubuna sahip AB pazarına gümrüksüz erişim imkanını kullanmaya devam ederken, Avrupalı yatırımcıların İsrail teknoloji sektörüne ilgisi de sürüyor.
Askeri ve Teknolojik İş Birliği
AB'nin araştırma ve inovasyon programı "Horizon Europe", İsrail kurumlarına fon sağlamayı sürdürüyor. İsrail'in 2021 yılında dahil olduğu bu program kapsamında, İsrailli üniversite, şirket ve kamu kurumlarına her yıl 1 ila 2 milyar avro arasında kaynak aktarılıyor.
Program kuralları gereği fonların sadece "sivil amaçlı" projelere ayrılması gerekse de, yapılan incelemeler, hibe alan İsrailli şirketler arasında savunma sanayii ile doğrudan bağlantılı kuruluşların bulunduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, İsrail Savunma Bakanlığının ortağı olduğu ve deniz altı altyapı güvenliği üzerine çalışan projelerin AB fonlarından yararlandığı görülüyor.
Üye ülkeler bazında bakıldığında ise Almanya ve Romanya, İsrail'e askeri teçhizat sağlayan ülkelerin başında gelirken, Yunanistan ile savunma iş birliği derinleşerek devam ediyor. AB genelinde İsrail'e yönelik bağlayıcı bir silah ambargosu kararı bulunmuyor.
Kültürel ve Sosyal Bağlar Kopmadı
Siyasi ve askeri ilişkilerin yanı sıra, "yumuşak güç" unsurları da devrede kalmaya devam ediyor.
- Vize Serbestisi: AB, birçok ülkeye siyasi baskı aracı olarak vize kısıtlaması uygularken, İsrail vatandaşları Schengen bölgesine vizesiz seyahat ayrıcalığını koruyor.
- Eğitim: İsrailli öğrenciler ve akademisyenler, AB'nin öğrenci değişim programı Erasmus+ fonlarından yararlanmayı sürdürüyor.
- Sanat ve Spor: Bazı bireysel boykot çağrılarına rağmen İsrail, Eurovision gibi kültürel etkinliklerde ve Berlin, Venedik, Cannes gibi prestijli film festivallerinde temsil ediliyor. Spor alanında da İsrail takımları UEFA organizasyonlarında yer almaya devam ediyor.
Brüksel'in, kuruluş anlaşmalarında yer alan "tüm politikalarında uluslararası hukuka saygıyı gözetme" taahhüdüne rağmen, Gazze'deki duruma karşı somut bir yaptırım mekanizması geliştirememesi, Birliğin "normatif güç" iddiasını zayıflatan bir faktör olarak değerlendiriliyor.