15 Ocak 2026 Perşembe
Haber

2026 Ekonomisinin "Korku Tüneli": Yapay Zeka Balonu, Rekor Borç ve Jeopolitik Kırılganlık

Küresel piyasalar enflasyonun ateşinin düşmesiyle nefes alırken, yeni yılda gündemi üretkenliğe dönüşmeyen yapay zeka yatırımları, 350 trilyon dolara yaklaşan küresel borç stoku ve "kırılgan ateşkeslerin" gölgesindeki jeopolitik hatlar belirliyor.

Paylaş:
2026 Ekonomisinin "Korku Tüneli": Yapay Zeka Balonu, Rekor Borç ve Jeopolitik Kırılganlık

Küresel piyasalar enflasyonun ateşinin düşmesiyle nefes alırken, yeni yılda gündemi üretkenliğe dönüşmeyen yapay zeka yatırımları, 350 trilyon dolara yaklaşan küresel borç stoku ve "kırılgan ateşkeslerin" gölgesindeki jeopolitik hatlar belirliyor.

BUGÜNKÜ HABERLER / EKONOMİ SERVİSİ

Küresel ekonomi, gevşeyen para politikaları ve yavaşlayan enflasyon verileriyle 2025 yılını geride bırakırken, 2026 yılına yapısal risklerin gölgesinde giriş yaptı. Uluslararası finans kuruluşları ve analistlerin projeksiyonlarına göre, yeni yılda dünya ekonomisinin rotasını belirleyecek üç ana tehdit bulunuyor: "Yapay zeka balonu" endişesi, sürdürülemez seviyelere ulaşan borçluluk oranları ve ticaret savaşlarıyla beslenen jeopolitik belirsizlikler.

Yapay Zeka: Yatırım Çılgınlığı mı, Verimlilik Devrimi mi?

Son yıllarda teknoloji borsalarını yukarı taşıyan ana motor olan yapay zeka (AI), 2026 yılında en büyük ekonomik soru işaretlerinden biri haline gelmiş durumda. Analistler, yapay zeka teknolojilerine yapılan devasa yatırımların henüz somut bir "parasal geri dönüş" (monetizasyon) yaratmadığına dikkat çekiyor.

Yapay zekanın ekonomik etkilerinin netleşmesiyle yatırımlar artmaya devam etse de, bu teknolojinin kârlılığa dönüşmemesi durumunda bir "balon" riski doğabileceği uyarısı yapılıyor. Özellikle 2025 yılında ABD büyümesine yaklaşık bir puanlık katkı sağlayan bu alandaki inşaat ve altyapı yatırımlarının ani bir duraklama yaşaması, ABD iş piyasasını resesyona sürükleyebilecek bir tehdit olarak görülüyor.

Bir diğer kritik risk ise enerji altyapısı. Veri merkezlerinin 2030 yılına kadar ABD'nin toplam elektrik talebinin yüzde 10'unu oluşturması bekleniyor. Bu durum, elektrik şebekeleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturarak kesinti ve fiyat artışı risklerini beraberinde getiriyor.

346 Trilyon Dolarlık Borç Dağı

Küresel finans sisteminin üzerindeki en ağır yüklerden biri, rekor seviyelere ulaşan borç stoku olmaya devam ediyor. 2025'in üçüncü çeyreği itibarıyla küresel toplam borç, bir önceki yıla göre 26 trilyon doların üzerinde artışla yaklaşık 346 trilyon dolara yükseldi. Bu rakam, küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 310’una tekabül ediyor.

Borç krizinin doğası, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için farklı riskler barındırıyor:

  • Gelişmiş Ülkeler: ABD ve Çin başta olmak üzere, kamu borçlanmasındaki artış sürüyor. Merkez bankalarının gevşeme politikaları, borç birikim hızını artırmış durumda.
  • Gelişmekte Olan Piyasalar: Yüksek faiz oranları ve artan borçlanma maliyetleri, bu ülkelerin borç çevirme kapasitesini zorluyor. Negatif net kaynak akışı, geri ödemelerde ciddi sıkıntılar yaşanabileceğine işaret ediyor.

Avrupa özelinde ise Fransa gibi ülkelerin savunma harcamalarından kaynaklanan bütçe baskıları, kıta genelinde mali kırılganlığın sürmesine neden oluyor.

Ticaret Savaşları ve Jeopolitik "Ateşkesler"

ABD ve Çin arasındaki ticaret gerilimi, 2026'da da küresel ticaretin en hassas noktası olmayı sürdürüyor. İki süper güç arasında sağlanan ve teorik olarak 2026'nın büyük bölümünü kapsayan "geçici tarife ateşkesi" oldukça kırılgan bir zeminde duruyor.

Uzmanlar, ilişkilerde yaşanabilecek bir bozulmanın, özellikle "nadir toprak elementleri" gibi stratejik hammaddelerin tedarikinde kesintilere yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Böyle bir senaryo, yarı iletkenlerden otomotive, savunma sanayiinden yenilenebilir enerjiye kadar pek çok sektörü vurarak yeni bir arz şoku ve enflasyon dalgası yaratabilir.

Enerji Piyasasında Hassas Denge

Petrol fiyatları, jeopolitik gerilimler ile zayıf talep beklentisi arasında sıkışmış durumda. Rusya-Ukrayna savaşının seyri ve Batı'nın Rus enerji altyapısına yönelik yaptırımlarının etkinliği, arz tarafındaki en büyük bilinmeyen. Yaptırımların Rus petrol arzını tahmin edilenden daha fazla kısıtlaması durumunda, 2026 için beklenen arz fazlası ortadan kalkabilir.

Öte yandan, ABD'nin Venezuela'nın petrol endüstrisine yönelik olası müdahaleleri ve Orta Doğu'daki -özellikle Gazze merkezli- çatışma riskleri, petrol fiyatlarında yukarı yönlü ani hareketlere zemin hazırlıyor. Olası fiyat şoklarının, merkez bankalarını faiz indirim süreçlerini durdurmaya veya yavaşlatmaya zorlayabileceği belirtiliyor.

Çin'in Emlak Çıkmazı Derinleşiyor

Küresel büyümenin motoru kabul edilen Çin ekonomisi, gayrimenkul sektöründeki krizle boğuşmaya devam ediyor. 2025 başında istikrar kazanır gibi görünen emlak fiyatları, yılın ikinci yarısında yeniden düşüşe geçti. Stokların yüksek seviyelerde seyretmesi ve yatırımların azalması, Çin büyümesini aşağı çekiyor.

Çin hükümetinin piyasaya doğrudan müdahale etmek yerine döngünün doğal seyrini izleme eğilimine girmesi, krizin hane halkı servetine ve bankacılık sektörüne sıçrama riskini artırıyor. Emlak sektöründeki bu yapısal sorun, Çin'in iç talep odaklı bir büyüme modeline geçişini zorlaştırarak küresel emtia talebini de baskılıyor.