Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde uygarlık tarihinin en kritik dönemeçlerinden birine tanıklık eden Çayönü Tepesi’nde bulunan kemikler, laboratuvar ortamında inceleniyor. Bilim insanları, Mezopotamya ve Kafkasya ile bağları ortaya koyan 255 bireyin genetik haritasını çıkararak Neolitik Dönem’in sosyal yapısını aydınlatıyor.
Diyarbakır’ın Ergani Ovası’nda, Dicle Nehri kenarında yer alan ve dünya uygarlık tarihinin şekillendiği en önemli merkezlerden biri olan Çayönü Tepesi’nde yürütülen bilimsel çalışmalar, tarihin karanlık noktalarına ışık tutmaya devam ediyor. Göçebelikten yerleşik hayata, avcılık-toplayıcılıktan tarım toplumuna geçişin izlerini taşıyan höyükte bulunan insan kemikleri, kapsamlı bir "genetik haritalama" projesinin merkezine oturdu.
Laboratuvarda Tarih Yeniden Yazılıyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle yürütülen kazı çalışmalarında gün yüzüne çıkarılan iskeletler, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü laboratuvarlarında titizlikle analiz ediliyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Müzecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında ve Prof. Dr. Ömür Dilek Erdal koordinasyonunda yürütülen projede, şu ana kadar yaklaşık 255 bireyin kemikleri incelendi.
Uzmanlar, bu kemiklerden elde edilen DNA verileriyle binlerce yıl önce yaşamış bu topluluğun genetik kodlarını çözüyor. Yapılan ilk analizler, Çayönü halkının oldukça heterojen bir yapıya sahip olduğunu ve dış dünyayla sanılandan çok daha fazla etkileşim içinde bulunduğunu gösteriyor.
%%ENTITY:39569de5-bee7-4ee6-b397-8647bfd5f639:Mezopotamya%% ve Kafkasya’dan Göç Aldı
Elde edilen genetik veriler, Çayönü’nün izole bir yerleşim olmadığını kanıtlar nitelikte. Prof. Dr. Ömür Dilek Erdal’ın aktardığı bulgulara göre, genetik analizler bölge halkının Mezopotamya ve Kafkasya ile güçlü ilişkileri olduğunu ortaya koyuyor. Analiz sonuçları, o dönemde bu bölgelerden gelen bireylerin Çayönü’ne yerleştiğini ve yerel halkla kaynaşarak yaşamlarını burada sürdürdüklerini bilimsel olarak doğruluyor.
DNA genomlarından elde edilen bu verilerin, Anadolu ile çevre coğrafyalar arasındaki tarihsel ilişki ağlarını ve göç yollarını yeniden tanımlaması bekleniyor. 2024 yılında hız kazanan bu araştırmaların nihai sonuçlarının 2026 ve 2027 yıllarında dünya kamuoyuyla paylaşılması hedefleniyor.
Sosyal Yaşamın Biyolojik İzleri
Laboratuvar çalışmaları sadece kökeni değil, o dönemdeki gündelik yaşamın zorluklarını ve iş bölümünü de kemikler üzerinden okuyabiliyor. İskeletler üzerindeki deformasyonlar ve izler, topluluğun yaşam pratiklerine dair çarpıcı detaylar sunuyor:
- Çocuk İşçiliği: İncelemeler, çocukların dahi çok erken yaşlarda tarımsal faaliyetlere katıldığını ve ağır gündelik iş yükünün bir parçası olduğunu gösteriyor.
- Cinsiyete Dayalı İş Bölümü: Erkek iskeletlerinde daha çok hayvancılıkla bağlantılı fiziksel izlere rastlanırken, kadınlarda ev içi üretim süreçlerinin yarattığı fiziksel etkiler tespit edildi.
- Barışçıl Bir Toplum: Farklı kültürlerle etkileşim halinde olan ve kültürel varyasyonu yüksek olan bu topluluğun, iskeletlerdeki travma izlerinin azlığına dayanılarak "barışçıl" bir yapı sergilediği belirtiliyor.
Statü Farkı Olmayan Düzenli Yapılanma
Kazı alanında tespit edilen "Kamusal Yapı" ve ızgara planlı konutlar, Çayönü’nde çok düzenli ve merkezi bir idare biçiminin varlığına işaret etse de, bu durumun sosyal sınıflara yansımadığı görülüyor.
Uzmanlar, büyük planlı evlerde yaşayanlarla daha küçük evlerde yaşayan bireylerin iskeletlerini karşılaştırdığında, beslenme veya sağlık açısından belirgin bir statü farkına rastlamadı. Herkesin çalıştığı, ürettiği ve benzer gömü gelenekleriyle defnedildiği bir sosyal yapı, Çayönü’nü dönemin diğer yerleşimlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor.
Son Kazılarda 8 Yeni Mezar
2025 mayıs ayında başlayan ve aralık ayında tamamlanan son kazı sezonunda ise İlk Tunç Çağı'na (M.Ö. 2900-2750) tarihlenen önemli bir mezarlık alanı keşfedildi. Bu alanda açılan 8 mezardan 7'sinin Tunç Çağı'na, birinin ise Neolitik Dönem'e ait olduğu belirlendi.
Mezarlarda bulunan çanak, çömlek, bakır-tunç nesneler ve mühürler, bölgedeki ticari ağın varlığını desteklerken, bulunan mühürlerin belirli bir grup veya bireyin ticari hiyerarşideki yerini gösterdiği değerlendiriliyor.